Pakistan’ın başkenti İslamabad’da Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında gerçekleşmesi beklenen kritik müzakereler öncesinde, İsrail kanadından gelen açıklamalar temkinli ve sert bir ton taşıyor. İsrail hükümeti ve askeri yetkilileri, Donald Trump yönetiminin İran ile yapacağı olası bir anlaşmanın İsrail’in bölgesel güvenlik önceliklerini tam olarak karşılamamasından endişe duyuyor. Bazı üst düzey İsrailli generaller, Trump’ın “Önce Amerika” politikası çerçevesinde bölgedeki askeri angajmanlarını azaltarak İsrail’i savunma hattında yalnız bırakabileceği uyarısında bulunuyor.
Bu diplomatik süreç devam ederken İsrail, sahada askeri baskıyı elden bırakmıyor. Özellikle Lübnan cephesini “ana savaş cephesi” ilan eden ordu, müzakereler sırasında elini güçlendirmek amacıyla operasyonlarını derinleştiriyor. Kudüs’teki siyasi kaynaklar, İsrail’in bir yandan diplomasiyi takip ederken diğer yandan Hizbullah ve İran destekli gruplara yönelik saldırılarını artırarak muhtemel bir anlaşmanın şartlarını kendi lehine çevirmeye çalıştığını belirtiyor. Netanyahu hükümeti, nükleer silahsızlanma ve bölgesel balistik füze tehditlerinin masada kırmızı çizgi olarak kalması gerektiğini vurguluyor.
Uluslararası gözlemciler, İsrail’in bu stratejisinin İslamabad’daki masayı hem etkileme hem de muhtemel bir taviz durumunda kendi güvenlik doktrinini koruma amacı taşıdığını ifade ediyor. Trump’ın İran’a verdiği mühletin dolmasına kısa bir süre kala gerçekleşen bu temaslar, sadece Tahran ve Washington arasındaki gerilimi değil, Tel Aviv’in bu süreçteki stratejik ortaklıklarını da test ediyor. İsrail tarafı, Washington’un vereceği her türlü kararın bölgedeki askeri varlıklarını ve savunma planlarını doğrudan etkileyeceğinin altını çizerek tetikte beklemeye devam ediyor.
