Ekonomist ve stratejist Nasır el-Ziyadat, Orta Doğu coğrafyasının tarihi bir dönüşüm eşiğinde olduğunu ve bölgede yeni bir güç dengesinin doğduğunu belirtti. Ziyadat, Al Jazeera Net platformunda yayımlanan analitik makalesinde; ABD’nin bölgedeki nüfuzunun gerilemesi, İsrail’in askeri üstünlüğünü siyasi bir tasarıma dönüştürememesi ve İran’ın uzun süren savaş nedeniyle yıpranmasının, yeni bir bölgesel aktörün önünü açtığını vurguladı.
Ziyadat’a göre, Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Katar’ın başı çektiği ağırlıklı Sünni blok, Orta Doğu’da oluşan stratejik boşluğu doldurmaya kararlı.
“İslamabad Muhtırası” sadece bir ateşkes değil
ABD ile İran arasında yakın zamanda imzalanan tfahemlerin alelade bir askeri ateşkes anlaşması olarak okunmaması gerektiğini savunan Nasır el-Ziyadat, sürecin arka planına dair şu dikkat çekici bilgileri paylaştı:
“Diplomatik kulislerde ‘İslamabad Muhtırası’ olarak adlandırılan bu tfahem, yeni bir bölgesel düzenin belgesidir. Burada adı geçen Sünni devletler sadece Washington ve Tahran arasında arabuluculuk yapmadı; bizzat masanın mimarı ve garantörü oldu. Sürecin Pakistan’da şekillenmesi İslamabad’ın askeri ağırlığını, Katar’ın hassas iletişim kanallarını yönetmesi diplomatik dehasını, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır’ın siyasi baskıları ise savaşın maliyetini artırarak tarafları uzlaşmaya zorlayan kolektif iradesini gösteriyor.”
Ziyadat, bu blokun ideolojik bir kutuplaşma yerine, bölgedeki kaosu dizginlemeyi ve güç dengelerini yönetmeyi amaçlayan son derece pragmatik bir vizyonla hareket ettiğini ekledi.
“İslam Natosu” ve askeri-ekonomik entegrasyon
Analizde, geçmişte fantezi olarak görülen “İslam dünyasında ortak güvenlik” fikirlerinin artık somut anlaşmalarla hayat bulduğu aktarıldı. Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanan yeni savunma paktı ve bu yapıya Türkiye ile Katar’ın entegre edilmesi yönündeki askeri müzakereler, gayriresmi bir “İslam Natosu” yapısının kurulmakta olduğunun kanıtı olarak sunuldu.
Yeni ittifakın gücü, bileşenlerinin fonksiyonel çeşitliliğinden kaynaklanıyor:
- Pakistan: Caydırıcı nükleer ve konvansiyonel askeri boyut.
- Türkiye: Dinamik, mobil ve yüksek teknolojiye sahip askeri müdahale ve savunma sanayisi gücü.
- Suudi Arabistan ve Katar: Düzenin uzun vadeli finansmanını, yeniden inşasını ve enerji sürdürülebilirliğini sağlayacak mali finansal kapasite.
300 milyar dolarlık “yumuşak güç” operasyonu
Savaş sonrası İran’ın yeniden imarı için gereken yaklaşık 300 milyar dolarlık devasa bütçenin Sünni blok tarafından yönetileceğini öngören Ziyadat, bunun Tahran’a yönelik bir hibe değil, “yumuşak bir denetim” mekanizması olduğunu belirtti. İran’ın enerji, bankacılık ve lojistik hatlarının körfez sermayesi ve bölgesel ağlara göbekten bağlanması, Tahran’ın gelecekte yeniden askeri maceralara atılmasının maliyetini çok yükseltecek bir fren mekanizması olarak tasarlanıyor.
İsrail dönüşen bölgede merkez olamıyor
Gelişen bu yeni konjonktürde en büyük stratejik kayba uğrayan aktörün Tel Aviv yönetimi olduğunu savunan Ziyadat, İsrail’in durumunu şu sözlerle özetledi:
“İsrail, tüm teknolojik ve askeri üstünlüğüne rağmen bu yeni dönüşüme en az uyum sağlayabilen taraf. Çünkü karşısında, önceliklerini kendisini merkeze almadan belirleyen yeni bir Orta Doğu yapısı var. Mevcut göstergeler, Tel Aviv’in savaş yoluyla kurmayı hayal ettiği bölgesel düzenin tamamen çöktüğünü ilan ediyor.”
Önümüzdeki dönemin zorlukları
Yükselen bu yeni stratejik yapının önünde Türkiye-Suudi Arabistan rekabeti, Pakistan’ın iç siyasi/ekonomik kırılganlıkları ve Katar ile Mısır’ın kendilerine has bağımsız diplomatik manevra alanları gibi iç meydan okumalar bulunduğunu kabul eden uzman, buna rağmen blokun kurulmuş olmasının bile başlı başına tarihi bir devrim olduğunu vurguladı. Bölge ülkeleri artık büyük güçlerin dayattığı kararları uygulayan figüranlar olmaktan çıkıp, Orta Doğu’nun hem arabulucusu, hem finansörü hem de baş tasarımcısı konumuna yükseliyor.
