Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın 28 Kasım 2026 tarihinde yasama seçimlerinin yapılmasına ilişkin yayımladığı başkanlık kararnamesi, Filistin siyasetinde uzun süredir beklenen ancak tartışmaları da beraberinde getiren yeni bir süreci başlattı. Gazze’de süregelen savaşın gölgesinde ve kurumsal bir boşluğun yaşandığı bu dönemde alınan karar, Filistin sisteminin geleceğine dair kritik soruları yeniden gündeme taşıdı.
Uluslararası baskı ve siyasi meşruiyet arayışı
Filistin Yönetimi, bu kararı “demokrasiyi yerleştirme ve seçim sürecini tamamlama” yönünde bir adım olarak tanımlasa da, siyasi çevrelerde bu hamlenin arkasında yoğun bir uluslararası baskı olduğu ifade ediliyor. Özellikle ABD ve Avrupa ülkelerinin, savaş sonrası süreçte Filistin kurumlarını yeniden yapılandırmak ve yeni bir meşruiyet zemini oluşturmak amacıyla Filistin Yönetimi üzerinde baskı kurduğu biliniyor.
Sızan bilgiler, seçime giden süreçte bölgesel aktörlerin de devreye girdiğini gösteriyor. Özellikle bölgesel güçlerin, Abbas’a gelecek dönemde aday olmaması yönünde ilettiği mesajlar, seçimlerin sadece iç bir mesele olmaktan çıkıp, Filistin’in gelecekteki liderlik profili ve yönetim modeli üzerine kurulu uluslararası bir düzenleme arayışının parçası haline geldiğini ortaya koyuyor.
Uzman görüşleri: Reform mu, statüko mu?
Seçim kararının yankıları, Filistinli siyasi analistler ve aktörler arasında farklı kutuplar oluşturdu. Sistemin tamamen yenilenmesi gerektiğine inananlar ile mevcut yapının korunmasından endişe edenler arasında derin bir görüş ayrılığı yaşanıyor.
“Siyasi mühendislik” endişeleri
Siyasi analist Ahmed Tannani, bu sürecin “demokratik bir yarıştan ziyade, önceden tasarlanmış bir siyasi mühendislik” olabileceği uyarısında bulunuyor. Tannani’ye göre, asıl tehlike seçimlerin kendisi değil, bu seçimin hangi amaçla kullanıldığı. Tannani, bu sürecin ayrışmayı derinleştirebileceğini ve mevcut siyasi yapıyı koruyarak “yeni bir meşruiyet kılıfı altında eski düzenin devam etmesine” yol açabileceğini savunuyor. Muhalefete seslenen Tannani, sistemi bir idari otorite olmaktan çıkarıp ulusal kurtuluş çerçevesine oturtacak bir “ulusal kurtuluş cephesi” oluşturulması çağrısı yapıyor.
Denetim ve reform fırsatı
Buna karşın, “Özgürlük ve Onur” listesi başkanı Dr. Amjad Shehab, seçimin bir zorunluluk olduğunu savunuyor. Yasama Konseyi’nin uzun süredir kapalı olması nedeniyle kamu maliyesi ve kurumlar üzerinde denetimin ortadan kalktığını belirten Shehab, bu durumu “derin bir meşruiyet krizi” olarak tanımlıyor. Shehab’a göre, boykot yerine seçime katılarak şeffaf bir denetim mekanizması oluşturmak, Filistinliler için en gerçekçi reform yolu. Ancak bunun gerçekleşmesi için güvenlik birimlerinin müdahalesinden uzak, bağımsız denetimli bir ortamın sağlanması gerektiğini vurguluyor.
Gazze gölgesi ve seçimlerin önündeki engeller
Seçim sürecinin önündeki en büyük düğüm ise Gazze Şeridi. Savaşı ve insani yıkımı yaşayan bir bölgede, halkın seçimlere katılımının nasıl sağlanacağı, güvenlik garantilerinin nasıl verileceği ve tarafsız bir seçim ortamının nasıl oluşturulacağı belirsizliğini koruyor.
Gazze’nin dahil edilmediği veya kısıtlı bir katılımın olduğu bir seçim süreci, yeni kurulacak Yasama Konseyi’nin tüm Filistin halkını temsil edip etmeyeceği sorusunu doğuruyor. Gözlemciler, seçimlerin gerçek bir “reform” olarak kabul edilebilmesi için, bölünmüşlüğün sona erdiği ve coğrafi bütünlüğün korunduğu bir atmosferin şart olduğu görüşünde birleşiyor.
Önümüzdeki aylar, sadece seçim sonuçlarının değil, bu seçimlerin Filistin siyasi haritasını nasıl yeniden çizeceğinin ve halkın beklentilerini karşılayıp karşılamayacağının test edileceği bir dönem olacak.



