Sosyal medya platformu TikTok’ta paylaştığı videolarla dikkat çeken Güney Koreli Mina, akıcı şekilde konuştuğu Halep lehçesiyle Arap dünyasında ve özellikle Suriyeliler arasında geniş bir yankı uyandırdı. Mina’nın telaffuzunu, ritmini ve yerel deyimlerini dinleyen çok sayıda Halepli takipçi, genç kızın şiveyi şehre hiç gitmemiş bir yabancıdan beklenmeyecek bir doğallıkla konuştuğunu belirtti.
Hikâyeyi ilginç kılan asıl unsur ise Mina’nın hayatı boyunca Suriye’ye hiç gitmemiş olması ve herhangi bir kursta veya okulda bu şiveyi öğrenmemesi. Mina, ailesinin yıllar önce Suriyeli bir aileyle yakın dostluk kurduğunu, onlarla sık sık vakit geçirerek konuşmalarını dinlediğini ancak o ailenin Halepli olduğunu ve kaptığı şivenin Halep’e ait olduğunu bilmediğini anlattı. Konuştuğu dilin Halep ağzı olduğunu, videolarına yorum yapan Suriyeli takipçilerinin uyarılarıyla sonradan fark etti.
Coğrafi temas olmadan yerel lehçe nasıl kazanılır?
Mina’nın bu deneyimi, sosyolinguistikte (toplumbilimsel dilbilim) “ikinci lehçe edinimi” (second dialect acquisition) olarak adlandırılan olguyu gündeme getirdi:
- Sınıf ortamı gerekmiyor: Çocukların anadillerini gramer kitaplarından değil taklit ve dinleme yoluyla öğrenmesi gibi, yetişkinler de yoğun sosyal maruziyet durumunda yerel aksanları doğal reflekslerle kavrayabiliyor.
- Maruziyetin gücü: Dilbilim dergisi Journal of English Linguistics’te yayımlanan güncel araştırmalar, coğrafi olarak yer değiştirmemiş bireylerin bile güçlü sosyal ağlar ve yoğun işitsel temas sayesinde belirli bir yörenin telaffuz, tonlama ve ritim özelliklerini bünyelerine katabildiğini belgeliyor.
- İletişimsel uyum kuramı: İnsanların etkileşim halindeyken farkında olmadan karşı tarafın konuşma temposuna, fonetiğine ve kelime tercihlerine uyum sağladığı “linguistik benzeşme” süreci, Mina’nın Halep şivesini adeta bir sünger gibi çekmesini sağladı.
Arapça konuşan birçok kişinin dahi farklı coğrafi lehçeleri kavramakta zorlandığı bir ortamda Güney Koreli genç kızın sergilediği performans; bir dilin ve şehir kimliğinin, mekândan bağımsız olarak salt insani ilişkiler ve sosyal bağlar üzerinden nesilden nesile ya da kültürden kültüre taşınabileceğinin somut bir örneği olarak gösteriliyor.



