Suriye’de Baas rejiminin devrilmesi ve devrim güçlerinin yönetimi devralmasının ardından, aralarında “insan mezbahası” olarak adlandırılan Sednaya Askeri Cezaevi’nin de bulunduğu zindanların kapıları halka açılmış, binlerce tutuklu özgürlüğüne kavuşmuştu. Ancak kapalı kapılar ardında yaşanan trajediler, zindanların fiziksel olarak boşaltılmasıyla sınırlı kalmadı. Yıllarca işkence ve ölümlere tanıklık eden demir hücre kapıları, Şam Uluslararası Fuarı’nda kurulan özel bir hafıza alanıyla ilk kez kamuoyunun karşısına çıkarıldı.
İçişleri Bakanlığı’nın koordinesinde “Duvarlar Konuştuğunda” temasıyla düzenlenen bölümde sergilenen zindan kapıları, tutukluların demirlere tırnaklarıyla ya da kesici aletlerle kazıdığı son mesajları, veda notlarını ve isimleri doğrudan gözler önüne seriyor.
Paslı demirlere kazınan son feryatlar
Sergilenen kapılardan birinin üzerinde yer alan “Anneciğim… Ben masumum” yazısı, Sednaya’nın karanlık koridorlarında yankılanan çaresizliğin somut bir belgesi olarak ziyaretçilerin dikkatini çekti. Bir başka hücre kapısında ise bir tutuklunun örtüsüne ve demir parmaklıklara kazıdığı “Ölüm haktır ve ben hakkımı istiyorum… Güvendiğim herkes bana ihanet etti” ifadeleri yer aldı.
Ailesinden haber alamayan pek çok Suriyeli, fuar alanında sergilenen kapıların üzerindeki yazılarda yıllardır izini sürdükleri yakınlarının isimlerini ve son izlerini aradı. Ziyaretçilerden bir genç kızın, demir kapı üzerine kazınmış vaziyette ağabeyinin ismini bulduğu anlar serginin en sarsıcı anlarından biri oldu.
“Duvarların kulağı var” sözünden gerçeğin tanıklığına
Suriye kamuoyunda ve sosyal medyada geniş yankı uyandıran sergi, ülkede yıllarca korku iklimini özetleyen “Konuşmayın, duvarların kulağı var” felsefesinin tam tersine döndüğünü ortaya koydu. Ziyaretçiler ve aktivistler, geçmişte sessizliğe ve baskıya ortak edilen o duvarların ve kapıların, artık rejimin gizlemeye çalıştığı hakikatleri dünyaya haykıran birer canlı şahide dönüştüğünü vurguladı.
Aktivistler, yapılan paylaşımlarda şu değerlendirmelerde bulundu: “Bazı kapılar odalara açılır, bazı kapılar ise koca bir halkın hafızasına açılır. Bu kapılar annelerin acısını, mazlumların çığlıklarını ve asla unutulmaması gereken hikayeleri taşıyor. Hakikat ölmemeli ve bu hafıza korunmalıdır.”
Kayıpların izinde bitmeyen bekleyiş
Karanlık zindanlardan olduğu gibi sökülerek sergi alanına getirilen kapılar, sadece bir dönemin baskı aygıtını değil, akıbeti hala meçhul olan binlerce insanın hikayesini temsil ediyor.
Fuarı ziyaret eden Suriyeliler, sevdiklerini artık fiziksel mekanlarda değil, demirlere kazınmış küçük bir harfte veya listede aramak zorunda kalmanın hüznünü yaşıyor. Yıllarca hapishane kapılarında bekleyen aileler, bu kez geçmişin izleriyle yüzleşirken, sergilenen her kapının ardında özgürlük talep ettiği için cezalandırılan bir toplumun acı mirası duruyor.



