İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, güvenlik odaklı liderlik imajını sürdürmeye çalışırken hem uluslararası alanda hem de iç politikada sert eleştirilerin hedefi oluyor. Uzmanlar ve eski askeri yetkililer, Netanyahu’nun Filistin politikasının ve radikal yerleşimci şiddetine karşı gösterdiği hoşgörünün artık sadece barış süreçlerini değil, İsrail’in kendi iç istikrarını ve hukuk devletini de tehdit ettiğini belirtiyor.
Yerleşimci şiddeti ve iç güvenlik krizi
New York Times’da yayımlanan analizlerde, İsrail’in karşı karşıya olduğu en büyük tehlikenin dış tehditlerden ziyade Batı Şeria’daki radikal yerleşimci grupların artan saldırıları olduğu vurgulanıyor. Emekli General Matan Vilnai’nin ABD Başkanı Donald Trump’a ilettiği mektupta, aşırı sağcı bakanların radikal gruplara siyasi destek sağladığı ve güvenlik güçlerinin bu kişileri soruşturma konusunda siyasi baskılarla karşılaştığı ifade edildi.
Bu durumun Batı Şeria’yı kaosa sürüklediği ve İsrail’in ulusal güvenliğini zedelediği belirtilirken, Netanyahu’nun bu olayları “münferit suçlar” olarak nitelendirmesinin gerçeği yansıtmadığı kaydediliyor.
“Çatışmayı yönetme” stratejisinin çöküşü
Tel Aviv Üniversitesi Felsefe Profesörü Assaf Sharon, Foreign Policy dergisindeki makalesinde, mevcut krizin anlık bir durum olmadığını, Netanyahu’nun onlarca yıldır benimsediği “çatışmayı yönetme” felsefesinin kaçınılmaz sonucu olduğunu savunuyor.
Sharon’a göre Netanyahu, Oslo Anlaşmaları’na karşı çıkarak Filistin Yönetimi’ni zayıflattı ve iki devletli çözüm ihtimalini ortadan kaldırmak için yerleşimleri sürekli genişletti. Ancak 7 Ekim sonrasında bu stratejinin tamamen çöktüğü, sorunların dondurulamayacağı ve askeri gücün tek başına kalıcı bir istikrar sağlayamayacağı netlik kazandı.
ABD kamuoyunda artan baskı ve yalnızlaşma
İç politikadaki sıkışmışlığın yanı sıra uluslararası alanda da baskılar artıyor. The Hill’in aktardığına göre, ABD kamuoyunda Netanyahu’ya yönelik destek belirgin bir düşüş gösteriyor. Economist ve YouGov ortaklığında yapılan anketler, Amerikalıların çoğunluğunun Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) Netanyahu hakkında çıkardığı tutuklama kararını desteklediğini ve gazze operasyonlarında savaş suçu işlendiğine inandığını ortaya koyuyor.
Uzmanlar, iç ve dış baskıların artmasıyla birlikte İsrail’in hem politikalarında hem de bölgesel stratejilerinde derin bir dönüm noktasına yaklaştığı değerlendirmesinde bulunuyor.



