srail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Lübnan hükümetiyle doğrudan müzakerelere başlama niyetini açıklaması, Lübnan kamuoyunda ve siyasi çevrelerinde derin bir bölünmeye yol açtı. Bölgedeki en şiddetli hava saldırılarının ve geniş çaplı kara operasyonu tehditlerinin gölgesinde gelen bu teklif, bazı kesimler tarafından yıkımı durdurmak için bir fırsat olarak görülürken, diğerleri tarafından ateş altında dayatılan bir “teslimiyet belgesi” olarak nitelendiriliyor.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın bu süreçte kritik bir rol oynadığı ve Netanyahu’ya Lübnan’daki tırmanışın İran ile varılan ateşkes anlaşmasını tehlikeye atabileceği yönünde sert bir uyarı gönderdiği bildirildi. Bu baskının ardından İsrail tarafı, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını ve sürdürülebilir bir barış anlaşmasını hedefleyen müzakere masasını işaret etti. Ancak İsrail’in, görüşmeler sürerken askeri operasyonların durmayacağını vurgulaması Lübnan cephesinde büyük bir tepkiyle karşılandı. Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun, herhangi bir masaya oturulmadan önce mutlak bir “ateşkes” sağlanması gerektiğini ön şart olarak sundu.
Lübnan halkı ise bu siyasi satranç karşısında ikiye bölünmüş durumda. Sosyal medya platformlarında ve sokaklarda süren tartışmalarda, mülteci durumuna düşen ve evleri yıkılan vatandaşlar “ne pahasına olursa olsun barış” isterken, siyasi analistler İsrail’in silahsız bölge taleplerinin Lübnan’ı savunmasız bırakmayı amaçladığı uyarısında bulunuyor. Kudüs ve çevresindeki askeri hareketlilik sürerken, Washington’un ev sahipliği yapması planlanan ateşkes toplantısı, bölgenin geleceğini belirleyecek en kritik diplomatik hamle olarak görülüyor. Lübnan için bu süreç, ya onurlu bir barışın başlangıcı ya da ağır şartlar altında kabul edilecek yeni bir statükonun habercisi olacak.
