İsrail yönetiminin işgal altındaki Batı Şeria’da askeri operasyonların kapsamını genişleteceğine yönelik açıklamaları, bölgede yaşayan Filistinliler arasında büyük bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Saldırıların Cenin, Nur Şems ve Tulkarem gibi kuzeydeki mülteci kamplarından yeni kent ve beldelere kayma ihtimali, kamuoyunda tırmanan bir gerilime yol açıyor.
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın, Ocak 2023’ten bu yana kuzey kamplarında yürütülen askeri modelin ismini açıklamadığı yeni bir mülteci kampında da uygulanması yönünde talimat verdiğini duyurması, bu kaygıları derinleştirdi.
Sahada askeri baskı artıyor: 3 günde 170 gözaltı
Tehdit açıklamalarıyla eş zamanlı olarak İsrail ordusu, Filistin kasaba ve köylerine yönelik baskınlarını yoğunlaştırdı. Son üç gün içerisinde 170 Filistinlinin gözaltına alındığı bildirildi.
Cenin kent merkezindeki Abu Bakr Caddesi’nde gelişmeleri değerlendiren 60 yaşındaki Jamal Abu Surriya, İsrail’in bölgede tam kontrol sağlamayı hedeflediğini belirterek sahadaki tabloyu şu sözlerle özetliyor:
-
Yerleşimcilerin, ordunun koruması altında köylere saldırması, mülkleri yakması ve sivilleri hedef alması,
-
İsrail ordusunun şehirlerdeki varlığını ve askeri takviyelerini artırması,
-
Filistinlilerin topraklarından sürülerek bu alanların yasa dışı yerleşim yerlerine dönüştürülmesi.
Abu Surriya, saldırıların Güney Batı Şeria’da yer alan Beit Ummar beldesine yapılan baskınlarla başladığını ve Tel Aviv yönetiminin Batı Şeria’ya Gazze’den farklı bir yaklaşım sergilemeyeceğini ifade ediyor.
“C bölgesindeki” yıkımlar ve arazi el koymaları
Cenin güneyindeki Anza köyünde yıkım
Cenin’in güneyinde bulunan Anza köyünde oto yıkama dükkânı yıkılan 40 yaşındaki Musab Abu Al-Wafa, yıllar süren birikiminin dakikalar içinde enkaz haline geldiğini belirtiyor. Yıkımın “C bölgesi” olarak sınıflandırılan alanda ruhsatsız yapılaşma gerekçesiyle gerçekleştirildiğini söyleyen Abu Al-Wafa, yaşanan kayıpların sadece ticari projelerle sınırlı kalmadığını, köy topraklarının büyük bölümünün el koyma tehdidi altında olduğunu vurguluyor.
Zorunlu göç ettirme endişesi
Yıkım kararlarının ve askeri baskıların artmasını geniş çaplı bir yıldırma politikası olarak değerlendiren bölge sakinlerinden İsra Al-Eisa, insanların evlerinde bile güvenlik hissini kaybettiğini söylüyor. Al-Eisa, sürekli tekrarlanan askeri harekat tehditlerinin sivilleri bölgeden ayrılmaya zorlama amacı taşıdığını ifade ediyor.
Bir diğer bölge sakini Husam Al-Abdullah ise İsrail’in 2002 yılındaki operasyonlara benzer şekilde şehir merkezlerine tanklarla girme ihtimalinin göz ardı edilemeyeceğini dile getiriyor.
Mülteci kampları ve altyapının hedef alınması
Filistinli yetkililer, İsrail’in mülteci kamplarını hedef alarak altyapıyı (su, elektrik, yol ve kanalizasyon hatları) tahrip etmesini, yaşamı imkânsız kılma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriyor.
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Mülteci İşleri Dairesi Müsteşarı Anwar Hammam, beklenen askeri tırmanışa ilişkin şu analizde bulunuyor:
“Gelecek süreçteki operasyonlar sadece bölgesel güvenlik müdahaleleriyle sınırlı kalmayacak. Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü eş zamanlı kapsayan çok boyutlu bir konsept izlenecek. Kampların altyapısının hedef alınması, bu alanların siyasi ve tarihi sembolizmini tasfiye etmeyi amaçlayan hazır bir planın parçasıdır.”
Yerleşimci şiddeti ve demografik müdahale
İsrail basını ve güvenlik konularında uzman gazeteci Khaldoun Barghouti, İsrail Merkez Bölge Komutanlığı’nın askeri faaliyetleri yoğunlaştırma, gözaltıları artırma, yeni kontrol noktaları kurma ve yerleşim alanlarını genişletme talimatı verdiğini ifade ediyor. Barghouti’ye göre, ilhak adımları, Jordan Vadisi’ndeki göç ettirmeler ve binlerce yeni yerleşim biriminin meşrulaştırılması, iki devletli çözüm imkânını fiilen ortadan kaldırmayı hedefliyor.
İsrail uzmanı Sulaiman Bisharat ise İsrail ordusunun Batı Şeria genelinde 3 tümenlik bir askeri güç konuşlandırdığına dikkat çekerek, bu yoğunluğun coğrafi alana oranla çok yüksek olduğunu belirtiyor. Bisharat, askeri varlığın ve yerleşimci korumasının artırılmasındaki temel amacın, bölge halkını tam boyun eğmeye ya da alanı terk etmeye zorlamak olduğunu vurguluyor.



