8 Temmuz’da ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile imzalanan mutabakat muhtırasını sona erdirdiğini açıklaması, bölgedeki kırılgan istikrarı altüst eden en önemli kırılma noktalarından biri oldu. Pakistan ve Katar arabuluculuğunda varılan 60 günlük geçici ateşkes süreci, müzakerelerin tıkanması ve Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerlerinin hedef alınmasıyla birlikte yerini açık bir çatışma ortamına bıraktı.
Mutabakatın feshedilmesi ve ilk adımlar
ABD Hazine Bakanlığı, İran’ın petrol ihracatına tanınan istisnai izinleri iptal ederken, Washington yönetimi Tahran’a yönelik ilk askeri hava saldırılarını gerçekleştirdi. 10 Temmuz itibarıyla ABD, İran’a Hürmüz Boğazı’nın ticari gemilere tamamen açılması yönünde sert ültimatomlar verirken, taraflar arasındaki diplomatik köprüler hızla tıkandı.
Çatışmanın bölgeye yayılması ve askeri hamleler
Temmuz ortasında tırmanan gerilim, sadece Körfez hattıyla sınırlı kalmadı; Ürdün, Irak ve Suriye gibi komşu ülkelere de sıçradı. İran güçlerinin karşılık olarak bölgesel hedeflere yönelmesi, Ürdün ve Irak’taki Amerikan üslerinde kayıplar yaşanmasına neden oldu. ABD askerlerinin çatışmalarda hayatını kaybetmesi, Washington yönetiminin misilleme operasyonlarını genişletmesine yol açtı.
Ürdün ve Irak hattında artan gerilim
22-23 Temmuz tarihlerinde taraflar karşılıklı sert açıklamalarla gerilimi tırmandırırken, 26 Temmuz’da arabulucu ülkelerin baskısıyla ABD hava saldırıları geçici olarak durduruldu. Ancak bu sessizlik uzun sürmedi; 29 Temmuz’da İran’ın balistik füze denemeleri ve ABD-Suudi Arabistan ortaklığının Irak’taki İran yanlısı gruplara yönelik düzenlediği hava harekâtı krizin yeniden alevlenmesine neden oldu. Bölge, geniş çaplı bir bölgesel savaş riski ile diplomatik çözüm arayışları arasında kritik bir eşikte bulunuyor.



