İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti güneyinde yer alan Kusra köyünde, silahlı Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere ait evleri kuşatması ve temel yaşam kaynaklarını kesmesi üzerine İsrail hükümetinden gelen nadir kınama açıklamaları, uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından inandırıcı bulunmadı. Hukukçular ve insan hakları savunucuları, yerleşimci grupların eylemleri ile devlet politikaları arasında bir ayrım yapılamayacağını vurguluyor.
İsrail hükümet sözcülüğünün yerleşimcilerin tutumunu “kabul edilemez” olarak nitelemesine karşın, sahadaki askeri birliklerin kuşatmayı sonlandırmak yerine yerleşimcilere koruma kalkanı sağlaması ve bölgeyi askeri alan ilan ederek uluslararası dayanışma gruplarını uzaklaştırması tepkileri artırdı.
“Yerleşimci şiddeti devlet şiddetidir”
İsrail Parlamentosu (Knesset) Milletvekili Aida Touma-Sliman, hükümetin yerleşimci şiddetiyle arasına mesafe koyma çabalarını “samimiyetten uzak” olarak tanımladı. Touma-Sliman, Batı Şeria’da ordu ile yerleşimciler arasındaki sınırların tamamen kalktığını, askerlik görevini kendi yerleşim birimlerini koruyarak yerine getiren silahlı unsurların doğrudan devlet bütçesi ve teçhizatıyla desteklendiğini belirtti.
İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem temsilcileri de benzer bir tabloya işaret ederek, uluslararası kamuoyundan tepki geldiğinde yapılan sembolik kınamaların ardından baskıların yeniden tırmandığını aktardı. Örgüt, yerleşimci grupların yürüttüğü eylemlerin münferit taşkınlıklar olmadığını, Filistinlileri topraklarından sürerek bölgeyi ilhak etmeyi amaçlayan organize bir devlet stratejisi olduğunu kaydetti.
Kurumsal suç ortaklığı ve ilhak politikası
Uluslararası hukuk uzmanları, yerleşimci şiddetindeki artışın yalnızca aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir veya Maliye Bakanı Bezalel Smotrich gibi isimlerle sınırlı görülemeyeceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar; polis teşkilatı, ordu birlikleri ve yargı mekanizmalarının sağladığı yasal ve fiziki koruma olmaksızın bu düzeyde bir yerinden etme politikasının uygulanamayacağını ifade ediyor.
Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü birbirine bağlayan kritik E1 yerleşim projesinin hayata geçirilmesi ve yeni karakolların kurulmasıyla birlikte, iki devletli çözüm ihtimalinin tamamen ortadan kaldırılmasının hedeflendiği belirtiliyor. Birleşmiş Milletler raporları da sahadaki baskıların ve mülksüzleştirme adımlarının her geçen gün daha sistematik bir yapıya büründüğünü ortaya koyuyor.



