ABD’nin Wisconsin eyaletindeki en büyük caminin başkanı ve yaklaşık 30 yıldır ABD’de yerleşik olarak yaşayan Filistin kökenli Salah Sarsour, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimleri tarafından 80 günden fazla gözaltında tutuldu. Yaşadığı süreci “aşağılayıcı” olarak nitelendiren Sarsour, ABD yetkililerinin muamelesinin kendisine yaklaşık 40 yıl önce Birinci İntifada sırasında İsrail hapishanelerinde geçirdiği günleri hatırlattığını söyledi.
The Guardian gazetesine açıklamalarda bulunan Sarsour; Donald Trump yönetiminin kendisini hedef alarak Filistin haklarını savunan aktivistlere ve Müslüman topluma gözdağı vermeyi amaçladığını, ancak bu hamlenin aksine Filistin yanlısı sesleri daha da gürleştirdiğini vurguladı.
Siyasi misilleme kararı ve mahkeme süreci
Geçtiğimiz mart ayında hasta annesini ziyarete gittiği sırada sivil araçlar ve silahlı ICE ajanları tarafından durdurularak gözaltına alınan Sarsour, önce Chicago yakınlarındaki bir merkeze, ardından Indiana’daki bir tesise nakledildi.
Geçtiğimiz ay bir federal yargıcın, gözaltı kararının Sarsour’un Filistin hakları lehine yürüttüğü siyasi faaliyetlere yönelik bir “misilleme” olduğuna ve gözaltının hukuka aykırı olabileceğine hükmetmesiyle serbest bırakıldı. Ancak Trump yönetimi sınır dışı etme prosedürünü sürdürüyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Sarsour’un faaliyetlerinin “ABD’nin antisemitizmle mücadele dış politikasına aykırı olduğunu” öne süren bir bildiri imzaladı.
Sarsour, yaşadıklarının bireysel bir mesele olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Gözaltına alınmamın Filistinliler için adalet isteyenleri korkutacağını düşündüler. Ancak tam tersi oldu; insanları seslerini daha gür çıkarmaya teşvik ettiler. Nerede olursam olayım ifade özgürlüğünü ve Filistinlilerin haklarını savunmaya devam edeceğim.”
“Eski suçlamalar siyasi malzeme yapılıyor”
1993 yılından bu yana Milwaukee kentinde yaşayan 6 çocuk babası ve 9 torun sahibi iş insanı Sarsour, Filistin haklarını savunan “Amerikalı Müslümanlar Filistin İçin” (AMP) örgütünün de yönetim kurulunda yer alıyor.
ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), Sarsour’u “terör örgütlerine finansman sağlamak” ve göçmenlik başvurularında “yanıltıcı beyanda bulunmakla” suçluyor. Bakanlık ayrıca, Sarsour’un 1989 yılında genç bir delikanlıyken bir İsrail askeri mahkemesi tarafından verilen mahkumiyetini gerekçe gösteriyor. Sarsour ise tüm suçlamaları reddederek, Birinci İntifada döneminde genç yaşta tutuklandığını, anlamadığı İbranice belgeleri imzalaması için işkenceye maruz kaldığını ve askeri mahkemede yargılanarak iki yıl hapis yattığını ifade ediyor.
Avukatları, Sarsour’un geçmişinin onlarca yıldır ABD makamlarınca bilindiğini, ancak mevcut yönetimin meşru siyasi aktivizmi cezalandırmak amacıyla göçmenlik yasalarını kötüye kullandığını savunuyor.
Sağlık ve ibadet hakkı engellendi
80 günlük gözaltı süresince insanlık dışı koşullara maruz kaldığını aktaran Sarsour; şeker hastası olmasına rağmen düzenli sağlık kontrolünden geçirilmediğini, son derece soğuk hücrelerde ince bir yatakta yatmak zorunda kaldığını belirtti. Sarsour ayrıca, gözaltındaki diğer Müslümanlarla birlikte cuma ve bayram namazlarını cemaatle kılmalarına izin verilmediğini kaydetti.
Sarsour’un Chicago’daki göçmenlik mahkemesindeki sınır dışı davası ve gözaltının hukukiliğine ilişkin federal mahkemedeki süreç eş zamanlı olarak devam ediyor.



