Yemen’deki Husi grubunun küresel ticaretin en kritik geçiş noktalarından biri olan Babülmendep Boğazı’nı kapatma tehdidi, bölgesel çatışmanın maliyetini tırmandırma ve İran’ın şantaj alanını Yemen sınırlarının dışına taşıma çabası olarak değerlendiriliyor. İran ile Batılı güçler arasındaki gerilimin tırmandığı bir dönemde Suudi Arabistan, Kızıldeniz’in güvenliği ve küresel enerji akışının istikrarı adına kritik bir denklemin merkezinde yer alıyor.
Riyad yönetimi, bir yandan Birleşmiş Milletler (BM) kanalları üzerinden gerilimi siyasi olarak kontrol altında tutmaya çalışırken, diğer yandan boğazdaki tehditlerin gerçeğe dönüşmesini engelleyecek kararlı bir deniz caydırıcılığı sergiliyor.
Riyad’ın “dengeli caydırıcılık” stratejisi
Suudi Arabistan’ın Babülmendep politikasının temelini “dengeli caydırıcılık” stratejisi oluşturuyor. Kırmızı çizgilerin ihlal edildiği durumlarda “göze göz” ilkesiyle hareket eden Riyad, İran’ın kendisini çekmek istediği topyekün bir yıpratma savaşından titizlikle kaçınıyor.
Suudi yönetimi için Babülmendep, ucu açık bir askeri çatışma alanı değil; kontrol altında tutulması ve bölgesel şantaj kozuna dönüştürülmesi engellenmesi gereken stratejik bir koridor niteliği taşıyor. Bu yaklaşım, askeri seçeneklerin tamamen devre dışı bırakıldığı anlamına gelmiyor; aksine Riyad, ulusal çıkarlarını korumak ile uzun süreli bir savaş tuzağına düşmemek arasında hassas bir denge kuruyor.
“Suudi Arabistan, İran ve Husilerin çatışma alanını genişletme planlarına karşı topyekün savaş yerine kontrol edilebilir ve dengeli bir caydırıcılık politikasını tercih ediyor.”
Diplomatik çabalar ve Yemen hükümetinin ekonomik hamlesi
BM Yemen Özel Temsilcisi’nin Riyad ve Maskat hatlarında yürüttüğü temaslar, bölgedeki kırılgan ateşkesi koruma çabalarının sürdüğünü gösteriyor. Ancak uzmanlar, mevcut diplomatik trafiğin nihai bir çözümden ziyade kırılgan sükunetin çökmesini engellemeye odaklandığına dikkat çekiyor.
Bu süreçte Yemen Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Raşad el-Alimi’nin petrol ihracatını yeniden başlatma ve elde edilen gelirleri kamu çalışanlarının maaşları ile kamu hizmetlerine yönlendirme kararı kritik bir hamle oldu. Bu adım, Yemen meşru hükümetinin savunma pozisyonundan eylem pozisyonuna geçme iradesini gösterse de, kararın başarısı tamamen etrafındaki güvenlik ortamına ve Husilerin deniz seyrüseferine yönelik tehditlerine bağlı kalmaya devam ediyor.
Kızıldeniz’de savunma kalkanı güçlendiriliyor
Babülmendep’in uluslararası ticaret açısından taşıdığı önem, Suudi Arabistan’ın konuyu yalnızca yerel bir kriz olarak değil, küresel bir güvenlik meselesi olarak ele almasını sağlıyor. Bu doğrultuda Riyad, bölgedeki askeri teçhizatını ve iş birliklerini güncelliyor:
-
İHA ve Bot Savunması: Suudi savaş gemileri, Husilerin insansız deniz araçları ve hızlı hücumbot saldırılarına karşı gelişmiş savunma sistemleriyle donatıldı.
-
Radar ve Erken Uyarı: Kızıldeniz genelinde geniş kapsamlı bir radar ve istihbarat ağı kurularak olası sürpriz saldırıların önüne geçilmesi hedefleniyor.
-
Uluslararası Devriyeler: Birleşik Deniz Kuvvetleri (CMF) başta olmak üzere ABD ve Avrupa merkezli uluslararası deniz gücü unsurlarıyla anlık bilgi paylaşımı ve devriye koordinasyonu artırılıyor.
Yemenli müttefikler ile Riyad arasındaki stratejik fark
Yemen içindeki Suudi müttefikleri, ABD vurularıyla zayıflayan ve İran’dan aldığı lojistik desteği azalan Husilere karşı Sana’yı kurtarmak adına topyekün bir askeri harekat düzenlenmesini savunuyor. Yemen hükümet güçlerinin son dönemdeki disiplin, eğitim ve teçhizat artışı da bu seçeneği yerel aktörler için cazip kılıyor.
Ancak Suudi Arabistan, geniş çaplı bir savaşın İran ve Husilere yeni manevra alanları açacağını, çatışmayı derinleştireceğini değerlendirerek temkinli duruşunu koruyor. Riyad, askeri maceracılık yerine BM çatısı altında siyasi bir çözümü desteklerken, meşru hükümeti ekonomik ve kurumsal araçlarla güçlendirmeyi önceliklendiriyor.



