Küresel enerji piyasalarında ve dış politikada geniş yankı uyandıran kritik bir gelişmeye imza atan Suudi Arabistan ve Amerika Birleşik Devletleri, barışçıl nükleer enerji kullanımı konusunda kapsamlı bir anlaşma gerçekleştirdi. İki ülke arasındaki stratejik ortaklığı derinleştirmeyi hedefleyen bu adım, geçen kasım ayında Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın Washington ziyareti sırasında gündeme gelen projelerin resmiyet kazanmasını sağladı.
Anlaşma, Suudi Arabistan Enerji ve Sanayi Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman ile ABD Enerji Bakanı Chris Wright tarafından imzalandı. ABD Enerji Bakanlığı anlaşmayı “tarihi” olarak nitelendirirken, Amerikan şirketlerinin krallığa nükleer teknoloji tedarik edeceğini resmen doğruladı.
Anlaşmanın teknik çerçevesi ve uzun vadeli planlar
1954 tarihli Amerikan Atom Enerjisi Kanunu’nun 123. maddesine dayandırılan ve “123 Anlaşması” olarak bilinen metin, karşılıklı güvenlik ve denetim mekanizmalarıyla destekleniyor. Yaklaşık otuz yıl sürmesi öngörülen bu iş birliği süreci, Suudi Arabistan’da sivil bir nükleer altyapının kurulmasına zemin hazırlayacak.
Yapılacak ortak inceleme ve çalışmaların ardından, ilerleyen dönemlerde Suudi topraklarında bir uranyum zenginleştirme tesisinin inşasına kapı aralanabileceği belirtiliyor.
Trump’tan dikkat çeken İbrahim Anlaşmaları şartı
ABD Başkanı Donald Trump, nükleer anlaşmanın onay sürecine ilişkin yaptığı açıklamada, belgenin yürürlüğe girmesinin belirli bir siyasi koşula bağlı olduğunu vurguladı. Trump, bu stratejik anlaşmanın hayata geçmesinin Suudi Arabistan’ın İbrahim Anlaşmaları’na katılımıyla doğrudan ilişkili olduğunu ifade etti.
Küresel güvenlik ve standartlar
Washington yönetimi, imzalanan metnin nükleer güvenlik, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi (non-proliferation) ve en katı uluslararası denetim standartlarına tam uyum sağlayacak şekilde tasarlandığını bildirdi. Uzmanlar, bu hamlenin iki müttefik arasındaki ticari ve teknolojik bağları yeni bir boyuta taşıyacağını öngörüyor.



