İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze için önerilen kapsamlı barış planının ikinci aşamasını kesin bir dille reddetti. Trump’ın ekim ayında duyurduğu planın ilk aşaması ateşkes ve karşılıklı esir takasını içeriyordu. Ancak ateşkese rağmen insansız hava aracı saldırıları, suikastlar ve sivil kayıplar durmaksızın devam etti.
Planın ikinci aşaması; İsrail ordusunun Gazze’den tamamen çekilmesini, Hamas’ın ağır silahlarının kademeli olarak toplanmasını ve bölge yönetiminin polis yetkileriyle sınırlandırılmış Filistinli bir yapıya devredilmesini öngörüyordu. Hamas’ın şartlı onayına rağmen Netanyahu; ABD Başkanı Trump’a güven duyduğunu belirtmekle birlikte, İsrail’in çıkarlarına uymayan maddeleri reddetme hakkına sahip olduğunu savundu.
Aşırı sağcı koalisyon ve Washington dengesi
Netanyahu’nun planı reddetmesinin arkasındaki en kritik dinamiklerden biri, hükümet ortakları Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in sert tutumu olarak öne çıkıyor:
-
Koalisyon baskısı: Aşırı sağcı bakanlar, Gazze’den herhangi bir geri çekilmeye ya da Filistin tarafına verilecek tavizlere kesin bir dille karşı çıkıyor; bölgenin yeniden Yahudi yerleşimine açılmasını savunuyor.
-
Trump ile gerilim riski: Orta Doğu’da kalıcı bir barış mirası bırakmak isteyen Trump yönetimiyle çıkabilecek olası krizler, İsrail lobi gücüne ve ABD yönetiminin geleneksel müttefiklik reflekesine güvenilerek göze alınıyor.
-
Filistin devleti ihtimalini yok etme: İsrail siyasetinde genel kabul gören yaklaşımla paralel olarak, sahada atılan adımlarla bağımsız bir Filistin devleti kurulması ihtimali fiilen imkansız hale getiriliyor.
Gazze’de yaşam şartları ve sessiz abluka
Ateşkesin yalnızca kağıt üzerinde kaldığı Gazze Şeridi’nde fiziki ve demografik baskı eşi görülmemiş boyutlara ulaştı:
-
Yüzde 91 yıkım: Konut stokunun yüzde 91’i ile birlikte sağlık, eğitim ve su altyapısı neredeyse tamamen tahrip edilmiş durumda.
-
Sivil can kayıpları: Ateşkes ilanından bu yana aralarında 300’ü aşkın çocuğun da bulunduğu binden fazla Filistinli yaşamını yitirdi; İHA hareketliliği ve hedef gözetmeyen saldırılar psikolojik bir baskı unsuru olarak kullanılıyor.
-
Sağlık krizi ve doğum engelleri: Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) ihtiyati tedbir kararlarına rağmen, yıkılan sağlık tesisleri ve ulaşım imkansızlığı nedeniyle düşük oranları ve doğumda bebek ölümleri rekor seviyelere ulaştı.
Sahadaki ağır tahribat, göçe zorlama ve Batı Şeria’daki yerleşimci baskılarıyla birlikte; uluslararası toplumun tepkisizliğinden güç alan emrivaki politikalarının hız kesmeden sürdüğü gözleniyor.



