Washington Post yazarı Jason Willick’in kaleme aldığı analize göre, ABD’nin İran ile yürüttüğü askeri operasyonlar beşinci ayına girerken ülke tarihinin en derin anayasal değişimlerinden birini gözler önüne serdi. ABD Anayasası savaş ilan etme yetkisini açıkça Kongre’ye vermiş olmasına rağmen, Başkan Donald Trump Temsilciler Meclisi ve Senato’nun geçen ay iki partinin de desteğiyle savaşı sonlandırmak için aldığı karara uymayarak askeri harekâtı sürdürüyor.
Analizde, herhangi bir yasama yetkisi olmadan yürütülen bu sürecin, savaş başlatma ve yürütme gücünün yasama organından fiilen yürütme organına geçtiğini gösterdiği vurgulanıyor.
Savaş Yetkisinin Yürütmeye Kaymasının Üç Tarihi Aşaması
Willick, ABD tarihinde savaş yetkilerinin adım adım Beyaz Saray’da toplanmasını üç temel tarihi evreyle açıklıyor:
1. “Meşru Müdafaa” Kavramının Esnetilmesi
ABD’nin kuruluş döneminde kurucu kadro, Başkan’ın rolünü yalnızca ülkeye yönelik ani saldırıları püskürtmekle sınırlandırmış, nihai savaş kararlarını Kongre’ye bırakmıştı. Ancak ilerleyen yıllarda başkanlar, sınır dışı askeri müdahaleleri gerekçelendirmek adına “meşru müdafaa” tanımını giderek genişletti. Tarihçi Arthur Schlesinger Jr.’a atıfta bulunulan analizde, savunma ve saldırı savaşı arasındaki belirgin çizginin zamanla silindiği ifade ediliyor. Eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın “önleyici vuruş” yaklaşımı da bu duruma örnek gösterilirken, anayasanın önleyici savaşları engellemediği fakat bu kararın halkın temsilcilerinde olması gerektiğini şart koştuğu hatırlatılıyor.
2. Soğuk Savaş ve Hızlı Karar Alma Zorunluluğu
İkinci Dünya Savaşı sonrasında küresel bir süper güce dönüşen ABD’de; Soğuk Savaş şartları, nükleer silahlar ve Kıtalararası Balistik Füzelerin (ICBM) varlığı, hızlı ve gizli karar alma mekanizmalarını ön plana çıkardı. Kore Savaşı’nın resmi bir savaş ilanı olmadan yürütülmesi, yürütme organının askeri operasyonlardaki baskınlığını pekiştirdi. Vietnam Savaşı sonrası Kongre, 1973 yılında kabul ettiği “Savaş Yetkileri Yasası” (War Powers Resolution) ile denetimi yeniden sağlamaya çalışsa da, başkanların bu yasayı veto etme veya göz ardı etme pratikleri sebebiyle yasa beklenen etkiyi göstermedi.
3. Irak Savaşı Sonrası Siyasi Risklerden Kaçınma
Irak Savaşı’nın ardından askeri harekâtlara onay vermenin siyasi faturasından çekinen Kongre üyeleri, askeri güç kullanımı üzerine oy kullanmaktan kaçınmaya başladı. 2002 yılından bu yana Kongre tarafından yeni bir savaş yetkisi verilmemiş olmasına rağmen ABD’nin Orta Doğu’daki askeri operasyonları kesintisiz devam etti.
Karar Alma Mekanizmalarında Yürütme Üstünlüğü
Gelinen noktada ABD dış politikası, Senato onayından geçen uluslararası antlaşmalar yerine büyük oranda başkanlık kararnamelerine ve yürütme anlaşmalarına bağımlı hale geldi. Her ne kadar Kongre teorik olarak askeri bütçeleri kontrol etme gücünü elinde bulundursa da, siyasi sorumluluktan kaçınma eğilimi ve yürütmenin fiili hamleleri, yasamayı savaş ve barış kararlarında etkisiz kılmaya devam ediyor.



