İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın 28 Temmuz’da yaptığı açıklama, işgal altındaki Batı Şeria’da yer alan mülteci kamplarının boşaltılması ve coğrafi yapısının değiştirilmesi yönündeki kaygıları zirveye tırmandırdı. Ordudan ismi açıklanmayan yeni bir mülteci kampının kontrolünü ele geçirmesini isteyen Katz, operasyonun “Tulkarem, Nur Şems ve Cenin” modeliyle yürütülmesi talimatını verdi.
İnsan hakları örgütleri bu duyuruyu, bölgedeki Filistinli nüfusu systematically yerinden etme ve geri dönüşlerini engelleme stratejisinin yeni bir halkası olarak nitelendiriyor.
“Demir Duvar” Operasyonunun Ağır Bilançosu
2025 yılının başında “Demir Duvar” adı altında Tulkarem, Nur Şems ve Cenin kamplarına düzenlenen askeri harekat, 1967’den bu yana Batı Şeria’da görülen en şiddetli zorla yerinden edilme dalgalarından birine sahne oldu:
-
33 Bin Sığınmacı Dönemedi: İsrail makamlarının “geçici” olarak nitelendirdiği tahliyelerin üzerinden aylar geçmesine rağmen Birleşmiş Milletler verilerine göre 33 binden fazla Filistinli evine dönemedi.
-
Geçici Barınma Krizi: Evlerini terk etmek zorunda kalan nüfus; yüksek kira bedelleri, akrabalarının yanına sığınma veya insani yardım kuruluşlarının çadırlarında yaşama mücadelesi veriyor.
Human Rights Watch: “Savaş Suçu ve Cezasızlık Sevk Ediyor”
Human Rights Watch (HRW), Kasım 2025’te yayımladığı raporda söz konusu eylemlerin “savaş suçu” ve “insanlığa karşı suç” teşkil ettiğini vurgulamıştı. Örgüt, aralarında Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın da bulunduğu üst düzey yetkililerin uluslararası yargı önünde hesap vermesi gerektiğini bildirdi.
İsrail yönetiminin herhangi bir iç soruşturma yürütmemesinin ve uluslararası toplumun yaptırım uygulamamasının bu ihlalleri teşvik ettiğini belirten HRW; devletlere İsrail’e silah satışını durdurma, yasa dışı yerleşim yerleriyle ticareti yasaklama ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) tutuklama kararlarını uygulama çağrısını yineledi.



