ABD ile İran arasındaki askeri ve siyasi gerilim, ikili bir çatışma sınırlarını aşarak dünya ekonomisinin can damarı olan stratejik su yollarını tehdit etmeye başladı. Türk basınında geniş yankı uyandıran kriz, “boğazlar savaşı” ihtimalini gündeme taşırken, tarafların iç politikadaki hesapları ve ekonomik hamleleri krizin boyutunu derinleştiriyor.
Hürmüz’den Bab el-Mendeb’e uzanan risk
Hürriyet gazetesinde yer alan analizlere göre, geçici mutabakatın çöküşü taraflar arasında yeni ve sert bir çatışma dalgasını tetikledi. İRAM araştırmacısı Ural Toga, Washington’ın Hürmüz Boğazı’nın koşulsuz açılmasını talep ettiğini, Tahran’ın ise kendi rolünün tanınmasında ısrarcı olduğunu belirtiyor. Tarafların önceki mutabakatı yalnızca soluklanmak için kullandığını ifade eden uzmanlar, İran’ın olası misillemesinin Bab el-Mendeb Boğazı’nı da kapsayacak şekilde asimetrik bir boyuta ulaşabileceği konusunda uyarıyor. Husilerin bu bölgedeki olası eylemleri, küresel petrol ve gaz arzının önemli bir kısmını tehlikeye atma potansiyeli taşıyor.
Siyasi hesaplar ve Tahran’ın “sessiz operasyonu”
Sabah gazetesi yazarı Melih Altınok ise çatışmanın arka planındaki siyasi motivasyonlara dikkat çekiyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın kasım ayındaki ara seçimler öncesinde seçmene “kararlı lider” profili çizmek istediğini belirten Altınok, İran tarafında ise milis ve muhafazakâr kanadın uzlaşmayı zayıflık olarak gördüğünü vurguluyor.
Öte yandan, mutabakat dönemindeki gevşemeyi fırsat bilen Tahran yönetimi, Asyalı alıcılara milyonlarca varil petrol ihraç ederek milyarlarca dolarlık gelir elde etti. Uzmanlar, bu ekonomik hareketliliğin rejimin iç direncini artırdığını ve müzakerelerdeki elini güçlendirdiğini belirtiyor. Askeri ve diplomatik çıkmazın sürdüğü bu süreçte, krizin bölgesel bir felakete dönüşmemesi için gözler uluslararası arabuluculuk çabalarına çevrilmiş durumda.



