İsrail'in güvenlik doktrininde yolun sonu mu?
Analiz

İsrail’in güvenlik doktrininde yolun sonu mu?

Avukat ve sosyolog Amir Fakhoury ile gazeteci Meron Rappaport tarafından kaleme alınan makalede, İsrail’in askeri stratejilerindeki köklü değişim mercek altına alındı. Yazarlar, geçmişte savunma odaklı isimler seçilen askeri operasyonların yerini, Lübnan’daki son harekâta verilen “Ebedi Karanlık” gibi yıkımı doğrudan niteleyen isimlerin almasının, savaş doktrinindeki kaymayı simgelediğini belirtti.

“Kalıcı Güvenlik” adı altında topyekûn yıkım

Makalede, İsrail’in artık sadece tehditleri ortadan kaldırmakla yetinmediği, “Kalıcı Güvenlik Doktrini” çerçevesinde sivil yaşamı yok ederek ve nüfusu sürgün ederek gelecekteki olası tehditleri önlemeye çalıştığı vurgulandı. Siyasal çözümlerin tamamen dışlandığı bu yeni yaklaşımın, Gazze’den sonra Güney Lübnan’da da köyleri ve altyapıyı tamamen yerle bir ederek bir “tampon bölge” oluşturma stratejisine dönüştüğü ifade edildi.

İran savaşı ve gücün sınırları

Yazarlar, Haziran 2025’te İran’a yönelik gerçekleştirilen saldırının bu doktrinin zirve noktası olduğunu ancak beklenen sonuçları vermediğini savundu. Rejimi devirme hedefiyle çıkılan yolun stratejik bir çıkmaza girdiğini belirten analizde, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “İsrail düşmansız yaşayamaz” tespitine atıfta bulunularak, İsrail’in sürekli yeni düşmanlar icat etmek zorunda kaldığı kaydedildi.

Toplumsal çatlaklar ve siyasi maliyet

İsrail kamuoyunda da zafer söylemlerine karşı şüphelerin arttığına dikkat çekildi. İsrail televizyonu Kanal 13 tarafından yapılan bir anket, halkın yalnızca %33’ünün İran ile girilen savaşı bir zafer olarak gördüğünü ortaya koydu. Öte yandan, ABD’de özellikle Demokrat Parti kanadında İsrail’e olan desteğin aşınması, bu askeri çizginin siyasi maliyetini artırıyor.

Analiz, İsrail’in “çatışma yönetimi” ve “kalıcı güvenlik” masallarının çöktüğünü, mevcut tablonun ancak uluslararası baskı ve İsrail siyasal bilincinde yaşanacak köklü bir değişimle çözülebileceği uyarısıyla son buluyor.