Trump’ın savaşı küresel dengeleri sarstı: Tek kazanan Çin mi?
Analiz

Trump’ın savaşı küresel dengeleri sarstı: Tek kazanan Çin mi?

Oxford Üniversitesi küresel tarih profesörü Peter Frankopan, “iPaper” için kaleme aldığı analizde, Trump yönetiminin İran politikasının sadece Orta Doğu’da değil, uluslararası sistemin temel taşlarında derin kırılmalara yol açtığını savundu. Frankopan’a göre, Washington’ın attığı adımlar ABD’nin güvenilirliğini aşındırırken, Çin’in küresel sahnede “istikrar sağlayıcı güç” olarak öne çıkmasına zemin hazırlıyor.

Ekonomik şok dalgaları ve “Hürmüz” krizi

İran’ın bölgesel ağlarını zayıflatma amacıyla başlatılan müdahale, kısa sürede kontrolden çıkarak küresel bir enerji krizine dönüştü. Dünyanın en önemli enerji damarlarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin aksaması, özellikle Körfez petrolüne bağımlı olan Asya ekonomilerini vurdu:

  • Üretim Kayıpları: Enerji maliyetlerindeki öngörülemeyen artış nedeniyle kıta genelinde fabrikalar kapandı.

  • Acil Durumlar: Filipinler gibi ülkeler, enerji arzındaki ciddi yetersizlikler sebebiyle ulusal acil durum ilan etmek zorunda kaldı.

Trump’ın “stratejik hataları” ve güven kaybı

Frankopan, Trump’ın Hürmüz Boğazı’na deniz ablukası uygulama kararını, modern tarihin en büyük “kendi kalesine gollerinden” biri olarak tanımlıyor. Bu hamlenin yanı sıra, ABD’nin geçtiğimiz yıl izlediği istikrarsız politikalar da müttefikler nezdindeki güveni sarstı:

  • Gümrük vergileri üzerinden yapılan ani geri dönüşler,

  • NATO’nun dağıtılmasına yönelik üstü kapalı tehditler,

  • İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron gibi yakın müttefiklere yönelik sert retorik.

Çin: Sessiz ve derinden gelen alternatif

Washington’ın yarattığı kaosun ortasında Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, diplomasi ve sükunet çağrılarıyla farklı bir profil çiziyor. Frankopan, birçok ülkenin artık Amerikan modelini bir “belirsizlik kaynağı” olarak gördüğünü ve Pekin’in sunduğu yatırım odaklı, “öngörülebilir” ortaklıklara yöneldiğini belirtiyor.

Buna karşın yazar, Çin’in de bu krizden tamamen muaf olmadığını hatırlatıyor. Küresel pazarlara göbekten bağlı olan Çin ekonomisi, ithalatçı ülkelerin çöküşünden doğrudan etkilenme riski taşıyor. Bu nedenle Pekin, doğrudan bir çatışma yerine Pakistan ve İran’ı müzakere masasına iterek statükonun korunmasını tercih ediyor. Analiz, dünyanın artık ABD’nin örnek alınacak bir model değil, endişe kaynağı olduğu yeni bir döneme evrildiği tespitiyle son buluyor.

Islamist Agenda