Bundan otuz gün önce, Washington ve Tahran arasında imzalanan mutabakat muhtırası, yıllardır süregelen çatışmalara son verecek “zorunlu bir geçiş kapısı” olarak görülüyordu. Ancak diplomatik kağıtlara dökülen bu iyimser tablo, sahadaki sert gerçeklik karşısında kısa sürede yerle bir oldu. 60 gün sürmesi hedeflenen yol haritası, bugün neredeyse tamamen çökmüş durumda.
Hürmüz Boğazı: Anlaşmanın Kırılma Noktası
Mutabakatın en kritik maddelerinden biri, Hürmüz Boğazı’nda 60 gün boyunca güvenli geçişin sağlanması ve seyrüseferin normale dönmesiydi. Ancak boğaz, anlaşmayı delip geçen ilk “kurşun” oldu.
-
İran’ın İddiası: Tahran, mutabakatın kendisine boğazda trafik yönetimi yapma ve 60 gün sonra ücret talep etme hakkı tanıdığını savunuyor.
-
ABD’nin Hamlesi: Washington ise boğazın uluslararası hukuka uygun olarak herkes için ücretsiz olması gerektiğini belirterek, İran’ın kontrolü dışında, Umman kıyılarına yakın alternatif bir güzergah oluşturdu.
-
Sonuç: Boğazdaki saldırılar nedeniyle ticari trafik keskin bir düşüş yaşarken, çatışmalar bölgede yeniden tırmanışa geçti.
Yaptırımlar ve Askeri Hareketlilik
Anlaşmaya göre ABD, deniz ablukasını kaldıracak ve İran’a yönelik yaptırımları hafifleterek ham petrol ihracatına istisnalar tanıyacaktı. Washington başlangıçta bu adımları attı, ancak deniz ticaretine yönelik saldırıların devam etmesi üzerine yaptırımlar yeniden yürürlüğe konuldu. Perşembe günü ABD güçlerinin, ablukayı delmeye çalışan bir gemiye ateş açması, diplomatik sürecin fiilen bittiğinin en somut göstergesi oldu.
Nükleer Sorun: Çözümsüzlük Sarmalı
Nükleer program konusunda ise taraflar kağıt üzerinde “tarafsız ve şeffaf bir mekanizma” üzerine uzlaşmış görünse de, sahada ilerleme kaydedilemedi. İran, nükleer tesislerine yönelik uluslararası denetimleri reddetmeye devam ederken, ABD ise yaptırımların kaldırılmasını nükleer programda somut ilerleme şartına bağlıyor. Üstelik, İran dini lideri Ali Hamaney’in ölümüyle sonuçlanan saldırıların ardından müzakerelerin akıbeti belirsizliğini koruyor.
“Diplomatik Kısırlık” Dönemi
Birleşik Krallık merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü (RUSI) analizlerine göre, bu mutabakat aslında bir barış anlaşması değil, barışın ertelenmesi girişimiydi.
-
Zaman Kazanma Oyunu: Uzmanlar, tarafların 60 günlük müzakere pencereleriyle zaman kazanmaya çalıştığını, ancak bu sürenin üç on yıllık diplomatik başarısızlığı çözmeye yetmeyeceğini belirtiyor.
-
Siyasi Belirsizlik: Kasım ayındaki ABD ara seçimlerine kadar sürecek olan bu “bekle ve gör” politikası, bölgeyi istikrarlı bir barıştan ziyade, ne zaman patlayacağı belli olmayan kalıcı bir “diplomatik kısırlık” durumuna sürüklüyor.
Sonuç olarak, 60 günlük süreç bir çözüm değil, sorunun özünü (nükleer program, balistik füzeler ve bölgesel nüfuz) tamamen görmezden gelen bir oyalama taktiğine dönüştü. Bugün taraflar arasındaki en büyük risk, geniş çaplı bir savaşın ötesinde; çözülemeyen sorunların diplomatik bir bataklığa dönüşmesi ve bölgedeki gerilimin “yeni normal” haline gelmesidir.



