İngiltere’de aşırı sağcı “Britain First” grubu üyelerinin Doğu Londra’daki bir Şeriat konseyine ve ardından helal et kesimhanesine düzenlediği baskınlar, ülkede yükselen İslamofobi ve nefret suçları tartışmasını yeniden tırmandırdı. 30 Temmuz’da meydana gelen olaylarda grup üyeleri, Ellerinde kameralarla kurumlara girerek çalışanları ve çevredeki insanları taciz etti.
Leyton bölgesindeki Şeriat konseyi yöneticisi Khawla Hasan, içeri giren 4 grup üyesinin bağırarak ortamı germeye çalıştığını belirtti. Hasan, konseyin iddia edildiği gibi “paralel bir hukuk sistemi” olmadığını, sadece aile, boşanma ve miras gibi kişisel konularda arabuluculuk ve danışmanlık hizmeti sunduğunu anlatmaya çalıştığını ancak büyük bir korku yaşadıklarını ifade etti.
Grup üyeleri konseyin ardından Romford bölgesinde bulunan bir helal et kesimhanesine geçerek çalışanları, müşterileri ve tesisleri görüntüledi. Tesis önünde İslam usulü kesimi hedef alan grup, helal kesimin yasaklanması yönünde çağrıda bulundu.
İslamofobi ve güvenlik zafiyeti tepkisi
Söz konusu baskınlar İngiltere’deki Müslüman toplum temsilcilerinin sert tepkisine yol açtı. İngiltere Müslüman Konseyi (MCB) Genel Sekreter Yardımcısı Mostafa Al-Dabbagh, Şeriat konseylerinin paralel yargı organları gibi gösterilmesinin açık bir yalan olduğunu belirterek, hükümetin kınama mesajlarının ötesine geçip somut adımlar atması gerektiğini vurguladı.
Öne çıkan aksaklıklar ve resmi istatistikler şu şekilde sıralandı:
-
Güvenlik fonlarındaki gecikme: Müslüman kurumlarına ve camilere yönelik vadedilen güvenlik desteğinin ulaştırılmasında iki yılı bulan gecikmeler yaşandığı eleştirisi getirildi.
-
Özel temsilci ve izleme talebi: İşçi Partili Milletvekili Afzal Khan, nefret suçlarının etkin takibi ve İslamofobi ile mücadele amacıyla özel bir temsilci atanması gerektiğini ifade etti.
-
İçişleri Bakanlığı verileri: İngiltere İçişleri Bakanlığı verilerine göre, Mart 2024 – Mart 2025 döneminde kayıtlara geçen dini kaynaklı nefret suçlarının yaklaşık %45’inde Müslümanlar hedef alındı.
Aşırı sağcı grupların dozu artan eylemleri karşısında Müslüman toplum liderleri, hükümetin temsil gücü yüksek kurumlarla doğrudan diyalog kurarak toplumsal güvenliği sağlayacak kararlar alması gerektiğini belirtiyor.



