Nablus’un güneyinde yer alan Kusra köyünde son günlerde tırmanan yerleşimci baskısı ve evlerin ablukaya alınması, Batı Şeria genelinde resmi makamlarca savunulan “halk direnişi” stratejisinin sahadaki etkinliğini yeniden tartışmaya açtı.
Köyün Re’sul Ayn bölgesinde Filistinlilere ait evlerin kuşatılması, elektrik ve su hatlarının kesilmesi ile gıda ve sağlık yardımının engellenmesi karşısında kitlesel bir halk seferberliğinin organize edilememesi, yerel kamuoyunda ve saha aktivistleri arasında eleştirilere neden oldu.
Sahadaki eylemsizlik ve strateji eleştirileri
Filistin Yönetimi ve Fetih hareketinin silahlı eylemler yerine stratejik bir tercih olarak benimsediğini duyurduğu “halk direnişi” modeli, sahadaki gerçeklikle uyuşmadığı gerekçesiyle sorgulanıyor.
Saha aktivistleri, halk direnişinin sürekliliği olan kitlesel bir organizasyona dönüştürülemediğini, çoğunlukla dönemsel ve sınırlı protestolar düzeyinde kaldığını belirtiyor. Birleşik bir ulusal liderliğin bulunmaması ve tehdit altındaki köylere yeterli koruma sağlanamaması sebebiyle kırsal bölgelerdeki halkın yerleşimci baskılarına karşı yalnız kaldığı ifade ediliyor.
Aktivistler ayrıca, farklı siyasi grupların sahadaki bağımsız faaliyetlerinin kısıtlanmasının da yerel dayanışma ağlarını zayıflattığına dikkat çekiyor.
Kusra örneği ve yerel halkın yalnız bırakılması
Stratejik bir tepe üzerinde bulunan Kusra’nın Re’sul Ayn mevkisinde son aylarda kaçak yerleşim birimleri kurma girişimleri yoğunlaştı. Yaşanan son olaylarda evleri ablukaya alınan ailelerin can güvenliği tehlikeye girerken, müdahalenin yalnızca köy sakinlerinin kısıtlı yerel imkanlarıyla sınırlı kaldığı görüldü.
Gözlemciler, yerleşim tehdidinin en yoğun yaşandığı noktalardan biri olan Kusra için geniş çaplı bir toplumsal destek hareketinin organize edilememesini, mevcut mekanizmaların sahadaki yetersizliğinin somut bir göstergesi olarak değerlendiriyor.
Kurumsal kapasite ve siyasi irade tartışması
Filistin Yönetimi bünyesinde faaliyet gösteren Ayrım Duvarı ve Yerleşimle Mücadele Heyeti’nin rolü de eleştirilen konular arasında yer alıyor. Aktivist Muntasır Cerrad, heyetin bütçesinin genel bütçe içinde oldukça düşük bir oranda kaldığını belirterek, kurumun saldırıları önleyici adımlar atmaktan ziyade yalnızca ihlalleri belgeleyen bir yapıya dönüştüğünü savundu.
Arazi Araştırmaları Ofisi İzleme Sorumlusu Mahmud es-Sayfi ise sorunun aşılması için yeni bir kuram geliştirmekten ziyade net bir siyasi iradeye ihtiyaç olduğunu vurguladı. Sayfi; tüm grupları, yerel meclisleri ve sivil toplum unsurlarını kapsayan ortak bir ulusal liderlik oluşturulmadığı sürece sadece hasar tespiti yapmanın yerleşim faaliyetlerini durdurmaya yetmeyeceğini ifade etti.



