Gazze Şehri’nin merkezinde 48 dönümlük bir alana yayılan Şifa Tıp Kompleksi, üç büyük hastaneyi, onlarca bölümü, laboratuvarı ve kliniği barındıran devasa bir sağlık kentiydi. Yurt dışından gelen heyetlerin hayranlıkla ayrıldığı hastane, her yıl kalp anjiyosundan organ nakline kadar yaklaşık 32 bin ameliyata ev sahipliği yapıyor ve günde ortalama bin hastayı tedavi ederek Gazze’nin adeta “sağlık sigortası” görevini üstleniyordu. Ancak bugün o ihtişamlı yapıdan geriye sadece moloz yığınları kaldı.
Sistematik yıkım ve Şifa Hastanesi’nin işgali
Şifa Tıp Kompleksi Müdürü Dr. Muhammed Ebu Selmiye, hastanenin geçmişteki dayanıklılığını anlatırken, üst üste gelen saldırılara rağmen merkezin her seferinde yaralarını sarıp yeniden ayağa kalktığını belirtiyor. Ancak 7 Ekim 2023’te başlayan savaşla birlikte bu durum kökten değişti. Hastane, bir günde bine yakın şehit ve 2 bin 500’den fazla yaralıyı kabul ederek kapasitesinin çok ötesinde bir yükü omuzlamak zorunda kaldı.
Kasım 2023’te İsrail tanklarının hastaneyi kuşatması, elektrik ve suyun kesilmesiyle başlayan süreç, personelin alıkonulmasıyla zirveye ulaştı. 22 Kasım 2023’te Netzarim kontrol noktasında tutuklanan Dr. Ebu Selmiye, esareti sırasında İsrailli subayların “Şifa’yı tamamen yok ettik” sözlerinin psikolojik bir baskı olduğunu düşünse de serbest bırakıldığında acı gerçekle yüzleşti: “İçeri girdiğimde anladım ki duyduklarım gerçeğin sadece bir kısmıymış. Bu tam bir yok edişti; bir ömürlük emek bir anda silinip gitmişti.”
Son savunma hattı: El-Ehli Hastanesi
Şifa Hastanesi’nin devreden çıkmasıyla birlikte, Gazze Şehri’ndeki son savunma hattı El-Ehli (Mamedani) Hastanesi oldu. Ortopedi cerrahlarından ve hastane müdürü Dr. Fadıl Naim, sınırlı kapasiteye sahip bu merkezin bir milyondan fazla insana hizmet vermek zorunda kaldığını belirtiyor.
Mecburen kiliseyi dahiliye servisine, kütüphaneyi ise cerrahi yatış bölümüne çevirdiklerini anlatan Dr. Naim, “En zor şeyin kimin yaşayacağına karar vermek” olduğunu söylüyor. İmkanların tükenmesiyle birlikte tıbbi standartlar da yerini zorunlu alternatiflere bıraktı; sargı bezi yerine normal kumaş, tıbbi solüsyonlar yerine yaraları dezenfekte etmek için ev tipi çamaşır suyu kullanıldı.
Tarihin en büyük tıbbi çöküşü
Filistin Sağlık Bakanlığı Vekili Mahir Şamiye’ye göre yaşananlar Gazze tarihindeki “en büyük tıbbi tükeniş ve yok ediş” operasyonu. Bölgedeki 38 hastaneden 18’i tamamen hizmet dışı kalırken, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre maddi kayıp 7 milyar doları aştı. Gazze’de 1701 sağlık çalışanı şehit oldu, 363’ü tutuklandı ve yaklaşık 700 doktor bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Tıbbi cihazların büyük bir kısmı da kullanılamaz hale geldi; yaklaşık 200 araçlık ambulans filosunun yarısından fazlası ise vurularak ya da el konularak yok edildi.
İlaç krizi ve engellenen tahliyeler can alıyor
Sağlık Bakanlığı Eczacılık Genel Müdürü Zikri Ebu Kamer, hastanelerde yüzde 53 oranında ilaç açığı bulunduğunu ifade ediyor. Tıbbi malzemelerdeki bu eksiklik, binlerce hastanın hayatına mal olurken, yurt dışında tedavi olmak için bekleyen 19 bin 500 hastanın durumu belirsizliğini koruyor.
İman Ebu Cami’nin hikayesi bu dramın en somut örneği olarak öne çıkıyor. Teşhis edilemeyen genetik bir hastalık nedeniyle önce büyük oğlu Musa’yı, ardından eşini kaybeden İman, şimdi aynı belirtileri gösteren küçük oğlu Yaser’in yoğun bakım yatağı başında çaresizce yurt dışına sevk edilmeyi bekliyor. Hukuk uzmanı Dr. Usame Saad, Gazze’de yaşananların 1948 Soykırım Sözleşmesi kapsamında açıkça “sağlık soykırımı” olarak nitelendirilebileceğini vurguluyor.
Uluslararası ateşkes kararlarına ve devam eden ağır ambargolara rağmen, Gazzeli mühendisler ve doktorlar enkaz altından çıkardıkları cihazların sağlam parçalarını birleştirerek sağlık sistemini yeniden ayağa kaldırmak için olağanüstü bir yaşam mücadelesi vermeye devam ediyor.
