İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın 12 Ağustos 2026’da Güney Lübnan’a yaptığı saha ziyaretinde ordunun Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi’nden hiçbir koşulda çekilmeyeceğini ve kalıcı “güvenlik tampon bölgeleri” kuracağını açıklaması, Tel Aviv’in bölgedeki stratejik hedeflerini yeniden ortaya koydu. Sahadaki askeri varlığını “meşru müdafaa” ve “kuşatılmışlık psikolojisi” üzerinden gerekçelendiren aşırı sağcı koalisyon hükümeti, diplomasi ve uluslararası hukukun öngördüğü çekilme takvimlerini tamamen devre dışı bırakıyor.
Uzmanlar ve uluslararası hukuk çevreleri, su ve elektriğin kesilmesinden altyapının yok edilmesine kadar uzanan uygulamaların bölgeleri “yaşanamaz hale getirerek” insan varlığını tasfiye etme ve işgali kalıcı kılma stratejisi olduğunu vurguluyor.
Jabotinsky’nin ‘Demir Duvar’ından Smotrich’in ‘Hüküm Planı’na
Tel Aviv’in sahadaki sert tutumu, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ideolojik esin kaynağı kabul ettiği Siyonist lider Ze’ev Jabotinsky’nin 1923 tarihli “Demir Duvar” doktrinine dayanıyor. Araplarla barışın ancak ezici bir askeri güçle sağlanabileceğini savunan bu anlayış, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in 2017’de ilan ettiği “Hüküm Planı” ile güncellendi:
-
Ulusal Taleplerden Vazgeçme: Filistinlilere ya milli kimliklerinden vazgeçerek ikinci sınıf statüde yaşama ya da ülkeyi terk etme dayatması yapılıyor.
-
Tavizsiz Güç: İşgale direnen her türlü unsurun doğrudan güvenlik güçlerince ezilmesi hedefleniyor.
-
Filistin Devletine Ret: Netanyahu’nun 9 Ağustos’taki “Başbakanlığım sürdüğü müddetçe Filistin devleti kurulamaz” beyanı, Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesiyle sahada fiiliyata dökülüyor.
Washington desteği ve seçim takvimi
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) yakalama kararlarına ve küresel kamuoyundaki boykot hareketlerine rağmen İsrail, ABD yönetiminin sağladığı askeri ve siyasi koruma kalkanından güç alıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze ateşkes planının ikinci aşamasını uygulamayı reddeden ve Lübnan’daki varlığını sürdüren Netanyahu, bu tavizsiz tutumu 27 Ekim 2026’da yapılacak Knesset genel seçimleri öncesinde sağ seçmeni konsolide etme aracı olarak kullanıyor.
Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi aşırı sağcı figürlerin “Güvenliğimiz anlaşmalarla değil, vuracağımız tokatlarla sağlanır” söylemi, İsrail’in karşılıklı tavize dayalı gerçek bir barış yerine, askeri güçle dayatılan kalıcı bir işgal düzenini benimsediğini teyit ediyor.



