Tahran sokaklarında nükleer bilimcilere yönelik gizemli motosikletli suikastlarla başlayan süreç, bugün Orta Doğu’nun çehresini değiştiren topyekûn bir hesaplaşmaya dönüştü. “İran ve İsrail: Adavet-i Muahhar” adlı belgesel, nükleer hırslar ile güvenlik doktrinlerinin çarpıştığı bu yirmi yıllık stratejik satranç oyununun perde arkasını gün yüzüne çıkarıyor.
“Engelleme Doktrini” ve nükleer dominonun durdurulması
İsrail’in güvenlik stratejisi, düşmanlarının nükleer kapasiteye ulaşmasını her ne pahasına olursa olsun engelleme ilkesine dayanıyor. Tel Aviv yönetimi, Tahran’ın bir atom bombasına sahip olmasının bölgede Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye’yi de kapsayacak bir “nükleer domino etkisi” yaratmasından endişe ediyor. Bu strateji geçmişte 1981’de Irak’taki Tammuz ve 2007’de Suriye’deki El-Kiber reaktörlerinin imha edilmesiyle somutlaşmıştı.
Siber saldırılardan arşiv operasyonlarına
Nükleer tesislerin fiziksel olarak vurulmasının yanı sıra, iki güç arasındaki savaş teknoloji cephesinde de şiddetlendi. “Stuxnet” virüsüyle Natanz tesisindeki santrifüjlerin devre dışı bırakılması, modern tarihin ilk büyük siber saldırılarından biri olarak kayıtlara geçti. 2018 yılında ise Mossad’ın Tahran’ın kalbinden 55 bin sayfalık nükleer arşivi kaçırması, dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesini sağlayan en kritik istihbarat operasyonu oldu.
12 günlük savaş ve “Gece Yarısı Çekici” operasyonu
2024 yılında Suriye’deki Esed rejiminin devrilmesi ve hava savunma hatlarının çökmesi, İsrail uçakları için Tahran yolunu açtı. 13 Haziran 2025’te başlayan ve 12 gün süren “açık savaş”, ABD’nin de dahil olduğu devasa bir operasyona dönüştü. “Midnight Hammer” (Gece Yarısı Çekici) adı verilen operasyonda, B-2 hayalet uçakları yerin 60 metre altındaki Fordo tesisini vurdu. 125’ten fazla uçağın katıldığı bu harekat, Amerikan askeri tarihinin en büyük hava saldırılarından biri olarak nitelendirildi.
40 günlük savaş ve yeni denklem
Çatışmalar 2026 yılı başında doruk noktasına ulaştı. ABD ve İsrail’in Şubat ayında düzenlediği ortak operasyonla Tahran’daki karar alma merkezleri hedef alınırken, İran’ın üst düzey siyasi ve askeri liderliğinde büyük kayıplar yaşandı. Ancak Batılı istihbarat servislerine göre İran, hâlâ 10 adet atom bombası üretmeye yetecek bilimsel bilgiye ve uranyum stokuna sahip.
Bugün bölge, İran’ın yerin 800 metre altına inşa etmeye başladığı yeni ve “geçirilemez” tesislerle birlikte, daha derin ve teknolojik bir çatışma döngüsünün eşiğinde duruyor.
