Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında Mekke-i Mükerreme’de imzalanan “Ortak Savunma Anlaşması”, Filistin siyasi ve entelektüel çevrelerinde geniş yankı uyandırdı. Bölgede güç dengelerini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyan bu tarihi pakt, Filistin kamuoyunda yeni bir bölgesel caydırıcılık ekseni kurulduğu yönündeki beklentiler ile anlaşmanın sınırlı hedeflerine dikkat çeken temkinli yaklaşımları karşı karşıya getirdi.
Filistinli uzmanlar ve analistler, üç ülkenin kolektif savunma ve caydırıcılık iradesini ortaya koyan anlaşmayı farklı açılardan değerlendiriyor:
Stratejik değişim ve caydırıcılık vizyonu
-
ABD Şemsiyesine Alternatif Arayışı: Uzmanlar, bölgede yaşanan son askeri krizlerin ve İran odaklı gerilimlerin ardından Arap/İslam ülkelerinin ABD’nin tek taraflı güvenlik garantilerine olan bağımlılığını sorgulamaya başladığını belirtiyor. Mekke Anlaşması, bölge ülkelerinin kendi güvenlik mimarisini kurma arzusu olarak okunuyor.
-
İsrail Saldırganlığına Karşı Denge: İbranice ve bölgesel politikalar uzmanları; Türkiye’nin askeri gücü, Suudi Arabistan’ın finansal ve kutsal mekanlar şemsiyesi ile Pakistan’ın nükleer caydırıcılığının birleşmesinin İsrail’in bölgedeki mutlak üstünlük ve müdahale rahatlığını kırma potansiyeline sahip olduğunu savunuyor.
-
Bağımsız Bölgesel Proje: Bazı akademisyenler ise bu üçlü adımın konjonktürel bir taktik değil, Türkiye liderliğinde stratejik bir bölgesel projenin ilk somut adımı olduğunu ve Filistin davası için de uzun vadede koruyucu bir alan açabileceğini vurguluyor.
Sınırlı hedefler ve çekinceler
Buna karşın Filistinli bazı sivil toplum temsilcileri ve yazarlar, anlaşmaya ilişkin beklentilerin çok yüksek tutulmaması gerektiği uyarısında bulunuyor:
-
Tarihsel Bağlar ve Batı İlişkileri: İmzacı üç ülkenin Batı ve ABD ile olan tarihsel ve stratejik ilişkilerine dikkat çeken analistler, paktın İsrail veya ABD ile doğrudan bir askeri çatışmayı göze alacak bağımsız bir “İslam Ordusu” yapısına dönüşmesinin zor olduğunu ifade ediyor.
-
Doğrudan Müdahale Şüphesi: Kaza veya çatışma anında Türkiye veya Pakistan’ın doğrudan askeri angajmana girip girmeyeceğinin belirsizliğini koruduğu, Suudi Arabistan’ın ana amacının kendi toprak bütünlüğünü güvenceye almak olduğu savunuluyor.
-
Filistin Davasına Yansıma Muamması: Eleştirmenler, bölgesel ittifakların genellikle rejim ve devlet çıkarlarını korumayı önceliklendirdiğini, İsrail işgalini sonlandırma veya Gazze’deki saldırıları doğrudan durdurma yönünde somut bir yaptırım mekanizması içermedikçe Filistin sahasına etkisinin sınırlı kalacağını dile getiriyor.



