Gazze Şeridi’nde Ekim 2023’ten bu yana süregelen savaş, İsrail sınırları içerisindeki Filistinli toplumunun (48 Arapları) üzerindeki baskıyı en üst seviyeye taşıdı. Her yıl coşkuyla kutlanan ve Filistin milli kimliğinin sembolü olan Filistinli Esirler Günü, bu yıl İsrail polisinin sıkı denetimi, gözaltı dalgaları ve “güvenlik” gerekçesiyle uygulanan yasakların gölgesinde kaldı.
Sokaklardan mahkeme koridorlarına
Geçmiş yıllarda sokaklarda yakılan “özgürlük meşaleleri” ve on binlerce kişinin katıldığı kitlesel yürüyüşlerin yerini bu yıl derin bir sessizlik aldı. Aktivistler, herhangi bir dayanışma eyleminin doğrudan hapis veya ağır soruşturmalarla sonuçlandığını belirtiyor. Hak örgütlerine göre, savaşın başlangıcından bu yana 48 topraklarında 300’den fazla kişi hakkında “idari tutuklama” kararı verilirken, binlerce kişi de sosyal medya paylaşımları nedeniyle takibata uğradı.
“Güvenlik nekbesi” ve kültürel erozyon
Harekâtın tecrübeli isimlerinden Kadri Ebu Vasıl, mevcut durumu Filistinli iç toplumu için bir “güvenlik nekbesi” (büyük felaket) olarak tanımlıyor. Ebu Vasıl, 1960’lı yılların askeri yönetim dönemini anımsatan bu baskı ikliminin, toplumsal belleği zayıflatmayı hedeflediğini savunuyor. Hatta 40 yılın ardından özgürlüğüne kavuşan mahkûmların bile kutlama yapmasına izin verilmediği, sivil toplumun korkuyla pasifize edildiği ifade ediliyor.
Esir aileleri de hedefte
Hukukçular ve aktivistler, baskının sadece eylemcilerle sınırlı kalmadığını; esir ailelerinin de mülk müsaderesi, maaş kesintileri ve aile ziyaretlerinden menedilme gibi sistematik zorluklarla karşı karşıya kaldığını vurguluyor. Cezaevlerinde artan tecrit koşullarının dış dünyaya yansıması engellenirken, halkın “pusulası” olarak görülen esir hareketinin sesi, İsrail yargısı ve güvenlik birimlerinin ortak kıskacıyla kısılmaya çalışılıyor.
