İsrail makamları, Doğu Kudüs’te uzun süredir uluslararası baskılar nedeniyle askıda tutulan tartışmalı “E1” yerleşim projesini fiilen uygulamaya koydu. Toplamda 3 bin 400’den fazla konut inşa edilmesini öngören dev plan kapsamında, ilk etapta 1234 yerleşim birimi için resmen ihaleye çıkıldı. Adım, Batı Şeria’nın kuzeyi ile güneyi arasındaki coğrafi bağlantıyı tamamen koparma ve bağımsız bir Filistin devleti ihtimalini ortadan kaldırma tehlikesi taşıyor.
Filistinli yetkililer ve bölge halkı, projenin hayata geçirilmesiyle birlikte yalnızca yeni konutlar inşa edilmeyeceğini; Doğu Kudüs çevresindeki demografik ve coğrafi yapının geri dönülemez biçimde değişeceğini vurguluyor.
Maale Adumim ile Kudüs birleşiyor: Coğrafi bölünme kapıda
Projenin temel amacı, Doğu Kudüs ile Eriha arasındaki güzergâhta yer alan en büyük yasa dışı yerleşimlerden Maale Adumim’i doğrudan Kudüs’e bağlayarak kentin doğu kapısında kesintisiz bir yerleşim kuşağı oluşturmak.
Bu hamle; Anata, el-İzerye, ez-Zaim, Ebu Dis ve es-Sevahire gibi Filistin beldelerini Kudüs merkezinden tamamen izole ederken, Batı Şeria genelindeki ulaşım ağını da parçalıyor. Planın tamamlanması durumunda; kuzeyde yer alan Ramallah, Cenin, Nablus, Tulkerim ve Tubas kentleri ile güneydeki El Halil ve Beytüllahim arasındaki doğrudan karayolu bağlantısı tamamen kesilecek.
Bedevi toplulukları ve Han el-Ahmer tahliye tehdidi altında
E1 bölgesinde yer alan onlarca Bedevi yerleşimi, doğrudan yıkım ve zorla yerinden edilme riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Tahminlere göre yaklaşık 3 bin sivil Filistinli tahliye edilme tehdidi altında yaşıyor.
-
Han el-Ahmer: 1952 yılından bu yana bölgede yaşayan ve yasal mülkiyet sözleşmelerine sahip olan topluluk, yıkım kararlarının gölgesinde var olma mücadelesi veriyor.
-
Cebel el-Baba: Bölgede yarım asırdır yaşayan yerel halk, iş makineleriyle evlerin yıkılması ve yerlerine yerleşimcilerin yerleştirilmesi endişesini taşıyor.
İlk kez 1994 yılında gündeme gelen ancak küresel itirazlar nedeniyle bekletilen E1 projesinin ihale aşamasına taşınması, bölgedeki 750 bini aşkın yerleşimcinin varlığını daha da genişletirken uluslararası toplumun iki devletli çözüm çağrılarını da doğrudan tehdit ediyor.



