Namaz vakitleri —
  • İmsak 00:00
  • Güneş 00:00
  • Öğle 00:00
  • İkindi 00:00
  • Akşam 00:00
  • Yatsı 00:00
  • Sonraki namaza kalan süre
    00
    SAAT
    :
    00
    DAKİKA
    :
    00
    SANİYE
  1. Haberler
  2. Türkiye
  3. Türkiye’nin İran denklemi: Hassas denge ve arabuluculuk

Türkiye’nin İran denklemi: Hassas denge ve arabuluculuk

Türkiye, 2025 sonu ve 2026 başında İran’da yaşanan gelişmeleri sadece komşu bir ülkenin iç meselesi olarak değil, bölgesel ve küresel dengeleri sarsabilecek kritik bir dosya olarak değerlendiriyor.

featured
Google'da Abone Ol
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ankara, İran’ın istikrarını hedef alan dış müdahalelere karşı net bir tavır alırken, krizin diplomatik yollarla çözülmesi için yoğun bir “önleyici diplomasi” trafiği yürütüyor.

Savaş öncesi çabalar: İstanbul formülü

İran’da ekonomik temelli protestoların yaşandığı dönemde Türkiye, bu hareketliliğin bir “rejim değişikliği” bahanesine dönüştürülmesine karşı çıktı. Ankara’nın bu tutumu, sadece dayanışma değil, doğrudan milli güvenlik hesaplarına dayanıyordu. İran’daki olası bir kaosun; Kürt ayrılıkçı hareketlerini canlandırması, Irak’ın istikrarını bozması, yeni göç dalgalarını tetiklemesi ve enerji fiyatları üzerinden Türk ekonomisine darbe vurması temel endişe kaynakları olarak öne çıktı.

Dönemin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Washington ve Tahran arasında mekik dokuyarak savaşı engelleyecek bir müzakere çerçevesi oluşturmaya çalıştı. Türkiye, nükleer müzakerelerin bölgesel konulardan ayrılmasını ve balistik füzeler gibi stratejik başlıkların bölge ülkeleriyle birlikte tartışılmasını öneren “İstanbul Formülü”nü sundu. Tahran yönetimi bu modele başlangıçta sıcak baksa da, son aşamada sadece nükleer odaklı “Umman rotasına” sadık kalmayı tercih etti.

Savaşın başlaması ve Ankara’nın üçlü stratejisi

28 Şubat 2026’da saldırıların başlamasıyla Türkiye, politikasını üç temel hedef üzerine kurdu:

  • Savaşın yayılmasını engellemek.
  • Çatışmayı sona erdirecek diplomatik kanalları açık tutmak.
  • Türkiye’yi bu savaşın dışında tutmak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, savaşın ilk günlerinden itibaren Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Pakistan gibi bölge ülkelerinin yanı sıra NATO müttefikleriyle de kapsamlı bir diplomasi trafiği başlattı. Bu temaslar, bölgede savaşın doğrudan bir çatışmaya evrilmesini önleyecek bir “Körfez ağırlıklı müzakere çerçevesi” oluşturmayı hedefledi.

“Kimlik savaşları” uyarısı ve İsrail faktörü

Türkiye, İsrail’in savaşı bölgedeki etnik ve mezhepsel fay hatlarını tetiklemek için bir fırsat olarak gördüğü uyarısında bulundu. MİT Başkanı İbrahim Kalın, savaşın sadece nükleer kapasiteyi hedeflemediğini, Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasında uzun süreli bir “kimlik savaşı” başlatma riski taşıdığını vurguladı. Ankara, İsrail’in bu süreçteki rolünü “bölgesel haritaları yeniden şekillendirme çabası” olarak nitelendirerek, sürecin Lübnan ve Suriye üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

Savaş sonrası planlama ve güvenlik iş birliği

Türkiye, savaşın ekonomik ve güvenlik üzerindeki yıkıcı etkilerini en aza indirmek için stratejik adımlar atıyor. Enerji kaynaklarını ve rotalarını çeşitlendirmeyi öncelik haline getiren Ankara, aynı zamanda savunma sanayiindeki gücünü Körfez ülkeleriyle stratejik ortaklıklara dönüştürmeyi hedefliyor. ABD’nin bölgedeki “güvenlik şemsiyesine” olan güvenin sarsıldığı bu dönemde Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan ile bölgesel çıkarları koruyacak yeni bir koordinasyon ağı kurma çabasında.

Sonuç olarak Türkiye, İran rejiminin çökmesini stratejik bir kâbus olarak görürken; öte yandan kısıtlanmamış bir İran gücünün bölge dengelerini bozmasını da istemiyor. Ankara, krizin merkezinde kalarak hem kendi çıkarlarını korumayı hem de bölgesel istikrarın anahtarı olan diplomasi masasını ayakta tutmayı hedefliyor.

Islamist Agenda

Türkiye’nin İran denklemi: Hassas denge ve arabuluculuk

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.