Gazze ablukasını kırmak amacıyla insani yardım taşıyan Küresel Sumud Filosu, Girit Adası açıklarında İsrail deniz kuvvetlerinin müdahalesine maruz kaldı. Yaklaşık 20 tekneye el koyan ve 175 aktivisti alıkoyan İsrail ordusunun bu hamlesi, Türk basınında “insanlığa yapılmış bir saldırı” olarak nitelendirildi. Filoda bulunan 31 Türk vatandaşından 20’sinin halen İsrail makamlarınca tutulduğu bildirildi.
Psikolojik baskı ve teknolojik engelleme
Filoda yer alan aktivistler, saldırı öncesinde İHA ve helikopterlerle yoğun bir taciz takibine maruz kaldıklarını, internet ve telsiz bağlantılarının kesilerek dış dünyayla temaslarının koparıldığını ifade etti. Hak-İş Genel Sekreter Yardımcısı Fatma Zengin, filoya bir hafta içinde 60 geminin daha katılmasının beklendiğini, İsrail’in bu birleşmeyi engellemek için baskını erkene aldığını savundu.
Yunanistan ve Almanya’ya suçlama
Saldırıya ilişkin tartışmaların odak noktalarından biri de lojistik destek iddiaları oldu. İsrail’in saldırıda kullandığı Alman yapımı “Sa’ar 6” tipi savaş gemilerinin, Girit Adası’nı operasyon merkezi olarak kullandığı ileri sürüldü. Atina yönetimi, egemenlik haklarını İsrail ordusuna açarak bu “hukuksuz saldırıya ortak olmakla” suçlanırken; Berlin yönetimi, gemilerin maliyetinin üçte birini karşıladığı gerekçesiyle eleştirilerin hedefi oldu.
Ankara’dan diplomatik ve hukuki atak
Türkiye, saldırının hemen ardından geniş kapsamlı bir diplomasi trafiği başlattı:
- Ortak Deklarasyon: Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın girişimleriyle; aralarında Brezilya, Pakistan, İspanya ve Malezya’nın da bulunduğu 11 ülke, saldırıyı kınayan ortak bir bildiri yayımladı.
- Adli Soruşturma: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ve Türk Ceza Kanunu çerçevesinde İsrail’in müdahalesine ilişkin resmi soruşturma başlattı.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, alıkonulan aktivistlerin Yunanistan’a teslim edileceğini açıklasa da, Türkiye’nin hem uluslararası hukuk hem de diplomatik kanallar üzerinden baskısı artarak devam ediyor.
