İran’da yaşanan askeri gerilim ve çatışma süreci, ülkedeki medya çalışanları üzerindeki baskıyı benzeri görülmemiş bir seviyeye taşıdı. Başkent Tahran başta olmak üzere birçok noktada görev yapan gazeteciler ve foto muhabirleri; ardı ardına düzenlenen hava saldırıları, genişleyen sansür çemberi ve medya sektörünü vuran derin ekonomik krizin ortasında mesleklerini sürdürmeye çalışıyor.
Farsça basında yer alan verilere göre, çatışma süreçlerinin ardından 150’den fazla gazeteci işini kaybetti. Özel medya kuruluşlarında çalışan çok sayıda basın mensubunun sözleşmeleri üçer aylık periyotlara düşürülürken ya da tamamen feshedilirken, işsiz kalan medya çalışanları güvencesizlik nedeniyle geçimlerini sağlamak için meslek dışı işlere yönelmek zorunda kalıyor.
Çifte bombardıman taktiği ve psikolojik travma
Savaşın sahadaki yüzünü aktaran foto muhabiri Hamid Vekili, Tahran’ın merkezindeki Ferdowsi Meydanı yakınlarındaki diplomatik polis merkezine düzenlenen saldırıyı görüntülerken ikinci bir bombardımanın hedefi olduğunu ve şarapnel parçalarıyla yaralandığını anlattı.
Vekili, sahadaki duruma ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
-
Ardışık saldırı riski: Olay yerine ilk ulaşan ekiplerin başında gazetecilerin gelmesi, aynı noktanın kısa süre sonra tekrar vurulması nedeniyle can kayıpları ve ağır yaralanma riskini artırıyor.
-
Mesleki ve insani ikilem: Enkaz altındaki sivillere yardım etmek ile fotoğraf çekmek arasında kalan muhabirler, ağır yıkım sahneleri nedeniyle derin psikolojik travmalarla mücadele ediyor.
-
Kalıcı korku ve stres: Yaralanan gazetecilerin fiziksel tedavileri tamamlansa dahi ani sesler ve patlama korkusu günlük yaşamlarını ve mesleki pratiklerini doğrudan etkiliyor.
Sansür, “beyaz hatlar” ve genişleyen kırmızı çizgiler
Resmi medya organlarında çalışan gazeteciler ise kamuoyundan gizlenen farklı bir baskı mekanizmasıyla karşılaşıyor. İnternet erişiminin genel olarak sınırlandırıldığı dönemlerde haber merkezlerine sağlanan “beyaz hatlar”, kamuoyunda tepkiye ve güvenlik endişelerine yol açıyor.
Medya mensupları, kriz dönemlerinde artan hassasiyetler nedeniyle her haberin ve yorumun bir suçlama gerekçesine dönüşebildiğini belirtiyor. Belirlenen “kırmızı çizgilerin” genişlemesi otosansürü ve yazma kaygısını tetiklerken, kurum içi yönetimlerin getirdiği sürekli ulaşılabilir olma zorunluluğu çalışanlarda tükenmişliğe neden oluyor.
Basın şehitleri ve görünmeyen kayıplar
İran Medya Seferberliği Dairesi tarafından yapılan açıklamalarda, çatışma süreçlerinde 18 gazeteci ve kameramanın hayatını kaybettiği bildirildi.
Uzmanlar ve gözlemciler, savaşın İran medyası üzerindeki gerçek bilançosunun yalnızca hayatını kaybedenlerle sınırlı kalmadığını; işini, sağlığını ve mesleki bağımsızlığını yitiren yüzlerce basın mensubunun yaşadığı yapısal krizin sektörde kalıcı hasarlar bıraktığını vurguluyor.



