İngiliz Telegraph gazetesinin analizine göre, İran ile yürütülen savaşın maliyeti ve hızı, Amerikan askeri kapasitesini modern tarihin en ağır baskılarından biriyle karşı karşıya bıraktı. Ateşkes öncesindeki 38 günlük yoğun çatışma döneminde, yaklaşık 13 bin İran hedefini vuran ve füze savunması yürüten ABD’nin, sadece mühimmat için 25 milyar dolar harcadığı belirtiliyor.
Stratejik sistemlerde “beş yıllık” boşluk
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin (CSIS) verileri, tablonun vahametini gözler önüne seriyor. Savaşın ilk haftalarında binin üzerinde Tomahawk füzesi ateşleyen ABD, yıllık alım miktarının 10 katını kısa sürede tüketti. Bugün itibarıyla ordu envanterindeki Patriot, THAAD ve Tomahawk stoklarının üçte bir ile yarısı arasındaki kısmının kullanıldığı tahmin ediliyor. Savunma sanayii devlerinin, Kongre’den bütçe onayı almadan üretimi artırmaya yanaşmaması ve mevcut üretim hızı dikkate alındığında, bu mühimmat boşluğunun dolmasının en az 5 yıl sürebileceği öngörülüyor.
Bütçe krizi ve “mağlubiyet” söylemi
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, mühimmat stoklarını yenilemek ve 2027 mali yılı hazırlıkları için Kongre’den yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık devasa bir bütçe talep etti. Hegseth, Temsilciler Meclisi’ndeki 6 saatlik gergin oturumda, bütçe onayını geciktiren ve “yenilgi” söylemi yayan siyasetçileri ordunun en büyük rakibi olarak nitelendirdi. Ancak askeri uzman Mark Cancian, sorunun sadece para olmadığını, Amerikan askeri-endüstriyel kompleksinin mühimmat tüketim hızına yetişemeyecek kadar kısıtlı bir kapasiteyle çalıştığını vurguluyor.
Müttefiklerde “güvenilirlik” endişesi
Washington’ın hava savunma sistemlerini Avrupa ve Asya’daki koruma noktalarından çekip Orta Doğu’ya kaydırması, müttefik ülkelerde alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Japonya, Polonya ve Baltık ülkelerine verilmesi planlanan askeri sevkiyatlardaki gecikmeler, ABD’nin Rusya veya Çin’den gelebilecek daha büyük bir tehdide yanıt verme yeteneğinin sorgulanmasına yol açıyor. Beyaz Saray her ne kadar dünya çapında yeterli mühimmat bulunduğunu savunsa da, sahadaki veriler Washington’ın bir süre boyunca “güvenilmez tedarikçi” konumuna düşme riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
