Kuzey Amerika merkezli sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde yürütülen kampanya kapsamında, binin üzerinde kartpostal ve elektronik dilekçe ilgili makamlara gönderildi. Kampanyanın hedefinde ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, İsrail Cezaevi Hizmetleri Başkanı Kobi Yaakobi ve İsrail ordusunun üst düzey komutanları yer alıyor. Girişim, uluslararası toplumu Damon Cezaevi’ndeki 80’den fazla kadın esirin durumuna karşı acilen harekete geçmeye çağırıyor.
Ağır hak ihlalleri ve tıbbi ihmal
Kampanyayı yürüten aktivistler, cezaevindeki kadınların arasında kanser hastalarının, kronik rahatsızlığı olanların ve tutukluluk sürecinde doğum yapan annelerin bulunduğunu bildirdi. Eğitim durumları lise seviyesinden doktora düzeyine kadar değişen bu kadınların; gece baskınları, darp, cinsel taciz, çıplak arama ve ibadet özgürlüğünün kısıtlanması gibi insanlık dışı uygulamalarla karşı karşıya kaldığı vurgulanıyor. Ayrıca; yetersiz beslenme, hijyen malzemelerinden mahrumiyet ve tıbbi yardımın kasıtlı olarak engellenmesi gibi temel hak ihlalleri de hazırlanan raporlarla belgelendi.
“Sessiz bir soykırım yaşanıyor”
Kampanya organizatörlerinden Protestan rahip Philip Loydsidel, cezaevlerinde 7 Ekim’den bu yana en az 98 esirin işkence ve açlık nedeniyle hayatını kaybettiğini belirterek durumu “sessiz bir soykırım” olarak nitelendirdi. İsrail yargısının askeri hapishanelerdeki ağır suçlara karşı cezasızlık politikası izlemesine tepki gösteren Loydsidel, adaletin tesisi için sorumluların uluslararası hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini savundu.
Dini ve insani bir görev
Kampanya koordinatörlerinden Joyce Penfield ise bu girişimi Hristiyanlar için kutsal olan “Büyük Perhiz” döneminde başlattıklarını ve Paskalya bayramı ile tamamlamayı hedeflediklerini belirtti. Mart ayı boyunca süregelen Dünya Kadınlar Günü, Anneler Günü, Ramazan ve Ramazan Bayramı gibi önemli günlerin, kadın esirler tarafından tamamen tecrit edilmiş bir ortamda geçirildiğine dikkat çekildi. Damon Cezaevi’nde 39 annenin tutulduğu, bazı durumlarda anne ve babanın aynı anda ancak farklı yerlerde tutuklu bulunarak çocuklarından koparıldığı trajik tabloların insanlık onuruna aykırı olduğu ifade edildi.
