Çin, bir yandan Orta Doğu’daki enerji arzını korumak için İran-ABD geriliminde denge ararken, diğer yandan Devlet Başkanı Şi Cinping ile Donald Trump arasında mayıs ortasında gerçekleşmesi beklenen kritik zirveye hazırlanıyor. Pekin kulislerinden sızan bilgilere göre Çinli diplomatların ana stratejisi, Trump’ın kişisel özelliklerini kullanarak ticari ve stratejik kazanımlar elde etmek üzerine kurulu.
Diplomasi trafiğinde “arka kapı” başarısı
Çin’in Orta Doğu politikasındaki “temkinli” tutumu, meyvelerini vermeye başladı. Trump’ın, İran’ı Pakistan’daki barış görüşmelerine katılmaya ikna ettiği için Pekin’e teşekkür etmesi, Çin’in bölgedeki etkisini kanıtlar nitelikte. Analistler, Pekin’in masada doğrudan bir koltuğu olmasa da müzakerecilerle “aynı odada” olmayı başardığını belirtiyor.
Sessizliğin nedeni: Zirve hazırlığı
ABD’nin İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasına rağmen Çin, Trump’ın sert söylemlerine karşı doğrudan eleştiriden kaçınıyor. Geçtiğimiz salı günü Şi Cinping, krizle ilgili dört maddelik bir barış planı sunarak sessizliğini bozsa da Trump’ın “İran’ı bir gecede haritadan silebiliriz” sözlerine karşı resmi tepki sadece “endişeliyiz” düzeyinde kaldı. Bu ölçülü tutum, sekiz yıl aradan sonra ilk kez gerçekleşecek olan ABD Başkanı düzeyindeki ziyaretin pürüzsüz geçmesi isteğine bağlanıyor.
Büyük ticaret anlaşmaları yolda
Zirvede ekonomik gerilimi düşürmek adına devasa ticaret anlaşmalarının imzalanması bekleniyor. Çin’in, yıllardır güvenlik gerekçeleriyle beklettiği Boeing uçak siparişlerini onaylayabileceği ve bu satışın tarihin en büyük havacılık siparişi olabileceği konuşuluyor. Ayrıca ABD’den büyük miktarda tarım ürünü alımı da masadaki başlıca konular arasında.
Limitli etki ve ihtiyatlı iyimserlik
Çin’in Orta Doğu’da askeri varlığının olmaması, kararlar üzerindeki etkisini sınırlıyor. Bazı gözlemciler Pekin’in diplomasisini “ustalık yerine gösteriş” olarak nitelendirirken, İran’ın Çin’e olan ihtiyacının, Pekin’e Tahran üzerinde bir koz verdiği de ifade ediliyor. Uzmanlar, bu zirveden ABD-Çin ilişkilerinde köklü bir değişim veya “büyük bir paket anlaşma” çıkmasını beklemiyor ancak stratejik bir mola verilebileceğine dikkat çekiyor.
