Savaş, sadece cephede verilen bir mücadele değil, toplumun tüm katmanlarının bir yansımasıdır. Sosyal bilimlerin bu temel kuralı, İsrail’in kuruluşundan bugüne geçirdiği askeri ve toplumsal evrimi anlamak için kritik bir anahtar sunuyor. İsrailli askeri tarihçi Martin van Creveld’in vurguladığı gibi; teknoloji tek başına savaşın sonucunu tayin etmez. Asıl mesele, ordunun ve toplumun bu teknolojiyi kültürel ve organizasyonel olarak nasıl özümsediğidir.
Hahamdan askere: Toplumsal kimliğin orduya yansıması
İsrail ordusunun kökenleri, Yahudi yerleşim projelerinin savunulmasıyla şekillendi. İlk dönemlerde “Haşomer” gibi yerel ve yarı-kırsal yapılar ön plandayken, 1920’lerden itibaren “Haganah” ile birlikte modern, hiyerarşik ve ideolojik bir askeri yapı doğdu. Bu geçiş, sadece bir organizasyon değişikliği değil, aynı zamanda toplumun “nasıl bir devlet” hayal ettiğinin de göstergesiydi.
Haganah döneminde üretilen ve bir “eritme potası” simgesi haline gelen Uzi hafif makineli tüfek, o dönemin sosyalist ve kolektif ruhunu temsil ediyordu. Ancak zamanla bu ruh, yerini sağcılaşan, teknoloji odaklı ve bireyci bir yapıya bıraktı. Alman general Heinz Guderian’dan alınan “yıldırım savaşı” ve “düşman toprağında imha” doktrinleri, İsrail güvenlik mimarisinin temel taşlarını oluşturdu.
Teknolojik devrim ve stratejik boşluk
Soğuk Savaş sonrasında İsrail, Amerikan askeri doktrinlerinden etkilenerek hava gücü ve yüksek hassasiyetli silahlara odaklandı. Ancak 2024 ve 2025 yıllarında Gazze ve Lübnan’da yürütülen operasyonlar, bu modern yaklaşımların sahada ciddi bir tıkanıklık yaşadığını gösterdi. İsrail ordusu, düşmanla göğüs göğüse çarpışmaktan kaçınırken, hava gücüyle alanı “temizleme” stratejisine yöneldi. Bu durum, askeri çevrelerde “saldırı mı yapıyoruz yoksa savunmada mı kalıyoruz?” tartışmalarını beraberinde getirdi.
7 Ekim ve “görmeme” siyaseti
İsrail istihbaratının 7 Ekim 2023’teki büyük başarısızlığı, sadece teknik bir hata değil, bir “toplumsal körlük” sonucu olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, Şin Bet ve askeri istihbaratın insani kaynakları (HUMINT) ihmal edip tamamen dijital verilere güvenmesinin altını çiziyor. “Eriha Duvarı” adı verilen saldırı planı yıllar öncesinden bilinmesine rağmen, karar vericilerin bunu “teorik bir fantezi” olarak görüp ciddiye almaması, bürokratik bir kibrin yansıması olarak görülüyor.
Sağın yükselişi ve kumarbaz siyaset
İsrail toplumunda 1970’lerden itibaren yaşanan sağcılaşma, eğitimden ekonomiye kadar her alanı dönüştürdü. Beşeri bilimlerin yerini teknolojik branşlara bırakması ve yerleşimci hareketlerin merkeze yerleşmesi, toplumun meselelere “neden” yerine sadece “nasıl” sorusuyla yaklaşmasına yol açtı.
Bugün gelinen noktada, Binyamin Netanyahu yönetiminin sergilediği tutum, stratejik bir akıldan ziyade “finansal bir kumar” olarak nitelendiriliyor. Üretim ekonomisinden finansal spekülasyona geçen toplum yapısı, siyaseti de belirsiz sonuçlar üzerine oynanan bir risk yönetimine dönüştürdü. Sonuç olarak İsrail; sınırlarına daha yüksek duvarlar örüp daha gelişmiş silahlar yerleştirirken, çevresindeki coğrafi, demografik ve siyasi gerçekleri görmesini engelleyen zihinsel duvarlar inşa ediyor.
