Gazze’deki soykırım savaşında ailesinin çoğunu kaybeden ve tekerlekli sandalyeye mahkûm olan Yahya ebu Seyf’in serbest bırakılması, bir özgürlük anından ziyade, İsrail cezaevlerindeki insanlık dışı uygulamaların bir kanıtı olarak kayıtlara geçti. Kötü şöhretli “Sidi Timan” hapishanesinde bir yıl geçiren Ebu Seyf, tekerlekli sandalyesine dahi izin verilmediği bu süreci hayatının “en uzun ve en kötü yılı” olarak tanımlıyor.
Tıbbi ihmal ve sistematik şiddet
İsrail cezaevlerinde bulunan yüzlerce hasta esir, kronik hastalıklar ve tedavi edilmeyen yaralanmalar nedeniyle “yavaşlatılmış bir ölüm” ile karşı karşıya. Oğlu Fadi ebu Subeh’in 2019’da tedavi için Batı Şeria’ya giderken tutuklandığını belirten Afaf ebu Subeh, oğlunun cezasının bitmesine rağmen “savaş durumu ve olağanüstü hal yasaları” gerekçe gösterilerek tahliye edilmediğini ifade ediyor. Vücudunda metal platinlerle yaşamak zorunda olan esirin, her türlü tıbbi yardımdan mahrum bırakıldığı ve ailesiyle görüşmesine izin verilmediği bildiriliyor.
Rakamlarla esir krizi: 9 bin 600 mahkûm
Filistin Esirler Cemiyeti’nin Nisan 2025 verilerine göre, İsrail cezaevlerindeki esir ve tutuklu sayısı 9 bin 600’ü aşmış durumda. Bu tablonun detayları ise bölgedeki insani krizin boyutlarını gözler önüne seriyor:
- Çocuk ve Kadın Esirler: Cezaevlerinde 84 kadın ve 350 çocuk bulunuyor.
- Hasta Esirler: Yaklaşık 1200 esir, kanser, böbrek yetmezliği ve şeker gibi ciddi kronik hastalıklarla mücadele ediyor.
- Can Kayıpları: 7 Ekim’den bu yana tıbbi ihmal, açlık veya işkence sonucu 52’si Gazze kökenli olmak üzere en az 89 esir hayatını kaybetti.
- İdari Tutukluluk: Hiçbir suçlama veya yargılama olmaksızın “idari tutuklu” olarak tutulanların sayısı 3 bin 532’ye ulaşarak tarihi bir rekor kırdı.
Uluslararası topluma çağrı
Filistinli yetkililer ve insan hakları savunucuları, İsrail’in esirleri kasıtlı olarak ölüme terk ettiğini vurguluyor. Gazze’deki Esirler ve Özgürlüğüne Kavuşanlar Bakanlığı yetkilisi İslam Abdu, hasta mahkûmların teşhis ve tedavi süreçlerinin bilinçli olarak geciktirildiğini, cezaevi kliniklerinin ise tedavi sunmaktan ziyade göstermelik bir yapı olduğunu ifade ediyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin ziyaretlerinin engellenmesi ve “zorla kaybetme” politikaları, esirlerin akıbetine dair endişeleri artırmaya devam ediyor.
