Orta Doğu’daki askeri gerilim ve Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyat kısıtlamaları, küresel enerji piyasalarında sarsıntı yaratmaya devam ediyor. Petrol fiyatlarının savaşın başlangıcından bu yana %30’dan fazla değer kazanması, mısır ve şeker kamışı gibi ham maddelerden üretilen biyoyakıtlara olan ilgiyi zirveye taşıdı. Analizlere göre, fosil yakıt arzına yönelik endişeler, birçok ülkeyi yerel imkanlarla üretilen bu alternatif enerji türüne yönlendiriyor.
Asya’da biyoyakıt seferberliği
Orta Doğu petrolüne %80 oranında bağımlı olan Asya ülkeleri, krizin etkilerini hafifletmek için radikal adımlar atıyor. Vietnam, Nisan ayı itibarıyla tamamen etanol karışımlı benzine geçiş yapacağını duyururken; dünyanın en büyük palmiye yağı üreticisi Endonezya, biyodizel karıştırma oranını %50’ye çıkarma kararı aldı. Hindistan ve Tayland da benzer şekilde yakıt ithalatını azaltmak ve yerli çiftçinin gelirini artırmak amacıyla etanol projelerine hız verdi.
Gıda mı yakıt mı? Yeni bir tartışma
Biyoyakıt üretimindeki bu artış, küresel gıda güvenliği tartışmalarını da beraberinde getirdi. Biyoyakıt elde etmek için devasa tarım arazilerinin kullanılması, temel gıda maddelerinin fiyatlarını yukarı çekiyor. Halihazırda ABD’deki mısır rekoltesinin %40’ı, Brezilya’daki şeker kamışı üretiminin ise %50’si enerji sektörüne kanalize edilmiş durumda. Savaşın etkisiyle artan gübre ve nakliye maliyetleri, gıda fiyatlarını son 6 ayın en yüksek seviyesine ulaştırdı.
Küresel piyasalarda farklı yaklaşımlar
Biyoyakıt stratejilerinde ülkeler arasında ciddi görüş ayrılıkları yaşanıyor:
- ABD: Başkan Donald Trump yönetimi, yerli üretimi desteklemek adına rafinerilere rekor düzeyde biyoyakıt karıştırma talimatı verdi.
- Brezilya: Hükümet, etanol karıştırma oranını %32’ye yükseltmeyi planlarken, fabrikalar kârlılığı daha yüksek olan yakıt üretimine öncelik veriyor.
- Avrupa Birliği: Ormansızlaşma ve gıda krizi endişeleriyle biyoyakıt kullanımına tavan sınır getirmeye devam ederek bu eğilimin dışında kalıyor.
Sektör temsilcileri, biyoyakıtların petrol fiyatlarındaki baskıyı bir miktar azaltabileceğini ancak yeni tesislerin inşası ve ham madde kısıtlılığı nedeniyle fosil yakıtların yerini kısa vadede tamamen almasının mümkün olmadığını belirtiyor.
