Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda askeri tırmanışın zirveye çıktığı bir dönemde, Umman diplomatik heyeti Cuma günü Tahran’a giderek kritik görüşmeler gerçekleştirdi. Ziyarette, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin yönetimi ve bölgesel savaşın yayılmasını önleyecek mekanizmalar ele alındı.
El Cezire Net’e konuşan özel kaynaklar, Muskat ve Tahran arasındaki müzakerelerin oldukça verimli geçtiğini ve gerilimin düşürülmesi noktasında olumlu bir havanın yakalandığını aktardı. Ancak haberde, müzakerelerdeki ilerlemenin henüz nihai bir anlaşmayla sonuçlanmadığı ve askeri risklerin tamamen ortadan kalkmadığı vurgulandı.
Seyrüsefer yönetimi için ortak çalışma grubu
Bu ziyaret, 23 Haziran’da iki ülke arasında varılan mutabakatın devamı niteliğini taşıyor. Tahran ve Muskat dışişleri bakanlıkları, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliği, kıyı devletlerinin egemenlik hakları ve gemi geçişlerinin idaresini ele almak üzere ortak bir çalışma grubu kurmuştu.
Diplomatik temaslar Cuma günü üst düzey telefon trafiğiyle de sürdürüldü:
-
Bakanlar Görüşmesi: İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi yaptıkları telefon görüşmesinde, ticari gemilerin güvenliği ve bölgesel istikrarın korunması konularını değerlendirdi.
-
Görüşmelerin Devamı: İki ülke arasındaki teknik ve diplomatik müzakerelerin 25 Temmuz Cumartesi günü de devam edeceği bildirildi.
Askeri hesaplar ve güvenlik kaygıları
Diplomatik kanallardaki olumlu havaya rağmen, İran’daki bazı güvenlik ve askeri bürokrasi çevrelerinde sunulan taslaklara dair çekincelerin bulunduğu belirtiliyor.
Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı’nı yalnızca ticari bir deniz yolu olarak değil; olası bir ABD veya İsrail saldırısına karşı en önemli ulusal güvenlik ve askeri caydırıcılık kozu olarak değerlendiriyor. Bu nedenle masadaki düzenlemelerin, ileride çatışmaların yeniden kızışması halinde İran’ın askeri hareket kabiliyetini kısıtlamaması şart koşuluyor.
Umman, Hürmüz Boğazı’nı açık bir savaş cephesi olmaktan çıkarıp bölgesel felaketi önlemeyi hedeflerken; Tahran ise caydırıcı gücünden ödün vermeden diplomasi kapısını açık tutmak istiyor. Önümüzdeki günlerde somut bir uygulama mekanizmasının kurulup kurulamayacağı krizin seyrini belirleyecek.



