Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen dört tur müzakerenin ardından varılan “niyet beyanı” anlaşması, Lübnan siyasetinde tansiyonu yükseltti. Hizbullah milletvekili İbrahim Musavi, bugün yaptığı açıklamada, anlaşmayı destekleyen Lübnanlı yetkilileri sert bir dille eleştirerek “milli bağışıklık eksikliği” suçlamasında bulundu.
Musavi, İsrail ile yapılan düzenlemeleri bir “teslimiyet belgesi” olarak tanımlayarak, “Bu anlaşmayı imzalayanlar ülkenin egemenliğini korumuyor, aksine onu peşkeş çekiyorlar” ifadelerini kullandı.
“İsrail’in çıkarlarına hizmet ediyor”
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın söz konusu anlaşmayı “siyasi bir zafer” olarak nitelendirdiğine dikkat çeken Musavi, şu çarpıcı soruyu yöneltti:
“Düşman liderlerinin bu sözleri, anlaşmanın tamamen İsrail’in çıkarlarına hizmet ettiğinin ve bir utanç vesikası olduğunun kanıtı değil midir? Bazı Lübnanlı yetkililerin bunu büyük bir başarı gibi pazarlamaya çalışması kabul edilemez.”
Hizbullah cephesi, ülkenin savunulması noktasında asıl iradeyi Meclis Başkanı Nebih Berri ve Naim Kasım gibi isimlerin temsil ettiğini savundu.
Ateşkesin detaylarında neler var?
Geçtiğimiz Perşembe günü ABD’nin arabuluculuğunda duyurulan ve Lübnan-İsrail sınırındaki askeri durumu yeniden düzenlemeyi hedefleyen mutabakatın ana başlıkları şu şekilde:
- Ateşkes: Hizbullah’ın askeri operasyonlarının tamamen durdurulması.
- Litani’nin güneyi: Hizbullah unsurlarının Litani Nehri’nin güneyinden çekilmesi.
- Lübnan ordusunun rolü: Lübnan ordusunun belirli bölgelere yeniden konuşlanması ve bölgede güvenlik düzenlemelerinin yapılması.
- Gelecek müzakereler: Uzun vadeli güvenlik düzenlemeleri için yeni bir müzakere sürecinin başlatılması.
Varılan bu mutabakat, İsrail tarafında “askeri kazanımların siyasi bir başarıyla taçlandırılması” olarak değerlendirilirken, Hizbullah kanadında ülkenin egemenliğinden taviz verilmesi olarak görülüyor. Lübnan içerisindeki bu siyasi çatlak, ateşkesin sahada ne kadar kalıcı olabileceğine dair soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.



