Batı Şeria genelinde son dönemde yürütülen saha çalışmaları, İsrail’in bölgedeki varlığını kalıcılaştırmak için yeni bir yöntem geliştirdiğini ortaya koyuyor. Yerleşimciler tarafından ana yollar, meydanlar ve stratejik tepelere yerleştirilen 300’den fazla İsrail bayrağı ile şamdan ve Davud Yıldızı gibi dini simgeler, uzmanlar tarafından “görsel egemenlik kurma çabası” olarak nitelendiriliyor.
Siyasi analistler, bu hamlenin sadece bir bayrak asma eylemi olmadığını, Batı Şeria’nın kültürel ve görsel kimliğini değiştirerek bölgeyi tamamen İsrail’in bir parçası gibi göstermeyi hedeflediğini vurguluyor. Resmi makamlar ise bölge için “Yahudiye ve Samarya” gibi dini literatürdeki isimleri kullanarak bu süreci kurumsal düzeyde destekliyor.
Şiddet olayları ve görsel baskının eş zamanlı yükselişi
Görsel kuşatma, sahadaki saldırıların arttığı bir dönemde gerçekleşiyor. Verilere göre, Şubat 2026’dan bu yana yerleşimciler Filistinlilere yönelik 443 farklı saldırı gerçekleştirdi. Ekim 2023’ten bugüne kadar yaşanan olaylarda ise 1140 Filistinli hayatını kaybederken yaklaşık 11 bin 750 kişi yaralandı.
Duvar ve Yerleşim Direniş Heyeti yetkilileri, görsel baskının bir “yumuşak güç” stratejisi olduğunu belirtiyor. Nablus’un güneyindeki Huvara kasabasında olduğu gibi, Filistin bayraklarının indirilerek yerine İsrail bayraklarının asılması ve okul gibi kamu binalarının sembollerle donatılması, bu stratejinin somut örnekleri arasında gösteriliyor.
Stratejik mesajlar ve tarihi yeniden yazma çabası
Bölge uzmanı Ala el-Rimavi, görsel yayılımın üç temel hedef kitleye yönelik mesajlar içerdiğini savunuyor:
- Filistinlilere: Batı Şeria’nın artık geri dönülemez şekilde İsrail projesinin parçası olduğu fikrini kanıksatmak.
- Yerleşimcilere: Bölgeyi kültürel ve medeni açıdan “İsrail evi” olarak benimsetmek.
- Uluslararası Topluma: Yerleşim birimlerini mevcut durumun doğal ve kalıcı bir parçası olarak normalize etmek.
Dini sembollerin kullanımı, aynı zamanda yer isimlerinin değiştirilmesiyle destekleniyor. Nablus için “Şekim”, El Halil için “Hebron” gibi isimler yaygınlaştırılmaya çalışılırken; Nablus’taki Yusuf Makamı gibi tarihi alanlar üzerinden dini bir meşruiyet devşirilmek isteniyor. Arkeologların söz konusu alanların yakın tarihe ait Müslüman türbeleri olduğunu belirtmesine rağmen, bu alanlar yerleşimci faaliyetlerinin odağına yerleştiriliyor.
