Lübnan ile İsrail arasında varılan son anlaşma ve güney Lübnan’da uygulanması planlanan yeni güvenlik düzenlemeleri, ülke genelinde derin askeri, hukuki ve siyasi tartışmaları beraberinde getirdi. Taraflar arasında şartlı ateşkes, güney bölgelerinin silahsızlandırılarak kontrolün yalnızca Lübnan Ordusu’na devredilmesi ve Hizbullah varlığına son verilmesi gibi radikal maddeler içeren anlaşma, Lübnan kamuoyunda ve uzmanlar arasında farklı yorumlara neden oluyor.
Anlaşmanın ekseni ve saha yansımaları
Eski askeri yetkililer ve uzmanlar, anlaşmanın özünde Lübnan hükümetinin sahada hızlı ve somut askeri taahhütler vermesini gerektirdiğini belirtiyor. Anlaşmaya göre güney sınır hattında Hizbullah veya devlet dışı herhangi bir silahlı unsurun varlığına son verilmesi, silahların tamamen Lübnan Ordusu kontrolüne geçmesi hedefleniyor.
Ancak askeri analistler, Lübnan tarafının yükümlülüklerinin net olmasına karşın İsrail’e yönelik yaptırımların ve sınır ihlallerini önleyecek uluslararası garantilerin eksikliğine dikkat çekiyor. İsrail’in hava ve kara ihlallerine karşı Lübnan’ın meşru müdafaa hakkının metinlerde açıkça tanımlanmaması, muhalif kanadın anlaşmayı “tek taraflı bir taviz” olarak nitelendirmesine yol açıyor.
1701 sayılı karar ve uluslararası gözetim
Hukuki düzlemde bu yeni mutabakat, BM’nin tarihi 1701 sayılı kararının sınırlarını da aşıyor. Litani Nehri’nin güneyinde sadece resmi güçlerin bulunmasını öngören geleneksel mekanizmaların ötesinde, bu kez ABD ve Fransa merkezli, çok daha sıkı ve doğrudan bir uluslararası denetim mekanizmasının kurulması planlanıyor. Uzmanlar, bu durumu “diplomatik belirsizliklerin” sona ermesi ve bölgedeki askeri dengelerin tamamen yeniden dağıtılması olarak yorumluyor.
Direniş ekseni ve toplumsal refleksler
Siyasi çevreler ve halk tabanındaki direnç ise tarihi hafızaya ve geçmiş tecrübelere dayanıyor. Lübnan’daki direniş hareketinin bir lüks değil, devletin sınır güvenliğini ve kendi vatandaşını korumakta yetersiz kaldığı dönemlerde ortaya çıkan meşru bir savunma refleksi olduğu vurgulanıyor. Güney halkının İsrail ile geçmişte yapılan anlaşmalara güvenmediği, caydırıcı bir güç unsuru olmadan silahların bölgeden tamamen uzaklaştırılmasının sahada karşılık bulmasının zor olduğu ifade ediliyor.
Kırılgan istikrar ve gelecek senaryoları
Mevcut siyasi krizler ve hükümetin temsil gücünün zayıflığı, anlaşmanın uygulanabilirliği önündeki en büyük risklerden biri olarak görülüyor. Diplomatik müzakerelerin doğrudan devlet kurumları yerine meclis başkanlığı kanalıyla yürütülmesi de asıl muhatabın sahadaki güçler olduğunu tesciller nitelikte. Siyasi analistler, bu yeni süreci “kırılgan ve her an patlamaya hazır bir istikrar dönemi” olarak tanımlarken, bölgesel baskıların artması halinde güney Lübnan’ın yeni bir askeri tırmanışa ya da iç siyasi hesaplaşmalara gebe olduğu uyarısında bulunuyor.


