Hürmüz Boğazı’nın bir gün açılıp ertesi gün kapanmasıyla meşgul olan dünya, perde arkasında yürütülen başka bir savaşa tanıklık ediyor: Kavramlar savaşı. ABD Başkanı Donald Trump ve İran yönetimi, müzakere masasındaki muğlak ifadeleri kullanarak kendi seçmen kitlelerine “mutlak zafer” hikayeleri kurguluyor.
Hürmüz Boğazı: Uluslararası yol mu, İran karasuyu mu?
Trump, boğazın trafiğe açılmasını İran’ın “boyun eğmesi” ve ekonomik silahının elinden alınması olarak sunuyor. Beyaz Saray bu durumu “uluslararası seyrüsefer disiplininin tesisi” olarak tanımlarken; Tahran yönetimi, “Koordineli Rotalar Protokolü”nü dayatarak boğazı fiilen kendi denetimindeki bir iç su yoluna dönüştürdüğünü, bunun da bir egemenlik zaferi olduğunu savunuyor.
“Nükleer Toz” stratejisi
Trump’ın dil stratejisinin en çarpıcı örneği, zenginleştirilmiş uranyum için kullandığı “nükleer toz” (Nuclear Dust) ifadesi. Bu terimle Trump, İran’ın nükleer birikimini “değersiz bir atık” olarak nitelendirip, hiçbir siyasi taviz vermeden dünyayı bu “çöpten” kurtardığı imajını çiziyor.
Öte yandan İran, bu “tozu” kullanarak Washington’ı dondurulmuş 20 milyar dolarlık varlığını serbest bırakmaya zorladığını belirtiyor. İran Dışişleri, uranyumun ABD’ye teslim edileceği iddialarını yalanlarken, süreci milyarlarca doların geri alınacağı stratejik bir takas olarak pazarlıyor.
Savaş tazminatı ve 10 maddelik plan krizi
Taraflar arasındaki uçurum, savaşın mali faturasında da kendini gösteriyor:
- İran’ın İddiası: Tahran, savaşın yol açtığı hasarı 270 milyar dolar olarak hesaplıyor ve bunu müzakerelerin ön şartı (savaş tazminatı) olarak sunuyor.
- Trump’ın Resti: Trump, “B-2 bombardıman uçaklarımızın eseri olan nükleer tozları alacağız ve asla para ödemeyeceğiz” diyerek tazminat ihtimalini kesin bir dille reddediyor.
Metinlerin savaşı
Pakistan’ın ara buluculuğunda hazırlanan 10 maddelik ateşkes planı da dillerine göre farklılık gösteriyor. İran’ın Farsça yayımladığı metin “Washington’ın diz çökmesi” üzerine kurgulanan kutlama havasındayken, İngilizce metin daha diplomatik ve yumuşak ifadeler içeriyor. Beyaz Saray ise basına sızan 10 maddeyi “sahte” olarak nitelendirip, sadece kendi kanallarından gelen belgeleri temel aldıklarını vurguluyor.
Sonuç olarak; Trump için “İran’ın teslimiyeti”, Tahran içinse “direnişin meyvesi” olan bu süreç, gerçek zaferden ziyade kamuoyu algısını yönetme mücadelesine dönüşmüş durumda.
