İsrail’in dijital yıkım propagandası: "Önce ve Sonra" oyunu
İslam Dünyası

İsrail’in dijital yıkım propagandası: “Önce ve Sonra” oyunu

İsrail yönetimi ve hükümete yakın dijital ağlar, 2023 yılından bu yana Gazze ve Lübnan’da yürüttükleri askeri operasyonların yol açtığı devasa yıkımı, “önce ve sonra” kalıbıyla hazırlanan içeriklerle dünya kamuoyuna servis ediyor. Dijital kaynaklar üzerinden yapılan analizler, bu görsellerin sadece birer askeri rapor değil, suçluluk duygusunu sistematik olarak kurbanlara aktarmayı hedefleyen bir dezenformasyon stratejisi olduğunu ortaya koyuyor.

Görsel şok ve algı yönetimi

İsrail’in dijital kampanyası, “görsel şok” mantığına dayanıyor. Bir yanda bakımlı binalar ve yeşil alanların olduğu “huzurlu” bir geçmiş, diğer yanda ise moloz yığınına dönmüş bir şimdiki zaman karesi yan yana getiriliyor. Görsellerin altına eklenen “Hamas’ın zaferi işte böyle görünür” veya “Hizbullah Lübnan’ı yıktı” gibi kısa ve vurucu sloganlar, karmaşık bir savaş sürecini basit bir “eylem-sonuç” denklemine indirgiyor. Bu sayede yıkım, İsrail askeri operasyonlarının bir sonucu değil, karşı tarafın aldığı kararların “mantıklı ve kaçınılmaz bedeli” olarak sunuluyor.

Aynı kalıp, farklı sahalar

Stratejinin en dikkat çekici yönü ise kullanılan şablonun hiçbir değişikliğe uğramadan farklı coğrafyalara uyarlanması. Gazze’de Cibaliye ve Refah gibi bölgeler için kullanılan görsel dil; bugün Lübnan’ın güneyindeki Ayta eş-Şab ve Ramiye gibi köyler, hatta Yemen ve İran’daki belirli bölgeler için de aynen kopyalanıyor. Bu durum, paylaşımların anlık bir tepki değil, merkezi bir propaganda aygıtı tarafından yönetilen profesyonel bir kampanya olduğunu tescilliyor.

Propagandanın kilit aktörleri

Harekâtın ön safında İsrail hükümetiyle bağlantılı olduğu bilinen etkili hesaplar yer alıyor. Kendisini “Arap dünyasının sesi” olarak tanıtan Yusuf Haddad, İsrailli gazeteci Hananya Naftali ve uluslararası arenada içerik yayan Visegrád 24 gibi platformlar, bu içerikleri organize bir şekilde yayarak algı oluşturuyor. Uluslararası raporlar, bu hesapların paylaşımlarının dijital mecralarda geniş çaplı fonlarla desteklendiğini ve “kendi kendini yok eden toplum” imajının bu yolla küresel ölçekte yerleştirilmeye çalışıldığını vurguluyor.