ABD ile İran arasında sızan ve üzerinde çalışıldığı belirtilen 14 maddelik mutabakat taslağı, Orta Doğu siyasetinde geniş yankı uyandırdı. Uzmanlar, bu gelişmeyi “bölgesel güç dengelerinde yeni bir dönemin başlangıcı” olarak nitelendirirken, Washington ve Tel Aviv’in savaşta bekledikleri stratejik sonuçları elde edemediklerini savunuyor.
“İran kazanan tarafta”
Siyasi analist Ahmed Al-Heila, sızan bilgilerin ABD’nin askeri hedeflerine ulaşamadığını kanıtladığını belirterek, bu durumun Washington’ın uluslararası itibarını zedelediğini ifade etti. Al-Heila’ya göre İsrail, Orta Doğu haritasını kendi çıkarları doğrultusunda yeniden çizme projesinde başarısız oldu; İran ise bölgesel denklemin “vazgeçilmez bir oyuncusu” haline geldi. Bölge devletlerinin artık İsrail’e güvenmek yerine kendi güvenlik sistemlerini gözden geçirmeleri gerektiği savunuluyor.
Netanyahu’nun savaş bilançosu
Yazar Mahjoub Al-Zuweiri ise, yıllardır İran ile geniş çaplı bir savaşı teşvik eden İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sürecin en büyük kaybedeni olduğunu öne sürüyor. Al-Zuweiri, “Savaş, rejimi devirme veya nükleer programı bitirme hedefiyle başladı ancak rejim daha sağlam bir şekilde çıktı” değerlendirmesinde bulundu.
14 maddelik mutabakatın detayları
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin açıklamalarına göre, diplomatik çabalar 14 maddelik bir mutabakat metnine evrildi. Süreç iki aşamalı olarak planlanıyor:
- Birinci aşama: Mutabakat metninin imzalanması ve tüm cephelerde (Lübnan dahil) savaşın sona erdirilmesi.
- İkinci aşama: Nükleer program ve yaptırımların ele alınacağı 60 günlük müzakere süreci.
“Savaşın sonu değil, yeni bir dönemin başlangıcı”
İranlı gazeteci Hüseyin Pak, ABD Başkanı Donald Trump’ın sızıntılardan duyduğu rahatsızlığın, “savaşın anlatısı” üzerindeki kontrolü kaybetme korkusundan kaynaklandığını belirtti. Pak, anlaşmanın İran’ın “kırmızı çizgilerine” dokunmadığını savunarak, “Askeri güçle elde edilemeyen, siyasi yollarla da dayatılamaz” diyerek bölgenin yeni bir gerçekliğe uyum sağlamak zorunda olduğunu kaydetti.
Mutabakatın, güç kullanımı yerine egemenliğe saygıyı temel alacağı, Hürmüz Boğazı’ndaki kısıtlamaların kaldırılacağı ve dondurulmuş fonların serbest bırakılmasına dair mekanizmaları içereceği belirtiliyor. Ancak İsrail tarafı, bu süreci “zaman kazanma” stratejisi olarak görerek endişesini koruyor.


