Gazze Şeridi’ndeki insani krizin ortasında, enkaz ve yokluğun arasından bir umut mücadelesi yükseliyor. Sermayesiz, ekipmansız ve belirsiz bir geleceğe rağmen, evlerini ve işlerini kaybeden kadın girişimciler, çadır kentleri üretim merkezlerine dönüştürerek ekonomik hayatta “ben de varım” diyor.
İki kez yıkılan, üç kez kurulan bir hayat
İsra Ebu Kumsan’ın hikayesi, Gazze’deki kadının direncinin sembolü niteliğinde. 2012 yılında başladığı mesleki serüveninde, atölyesi ilk olarak 2014 yılında hedef alındı. Yılmayıp evinde çalışarak müşteri portföyünü yeniden oluşturan Ebu Kumsan, 2020’de açtığı dükkanın 2023’teki saldırılarda yerle bir oluşuna tanıklık etti. Bugün ise sığındığı çadırda mesleğini üçüncü kez icra etmeye çalışıyor. Ebu Kumsan, “Yardımlara bel bağlamak bir seçenek değil; bu iş benim tek geçim kaynağım ve devam etmek bir tercih değil, zorunluluktur” diyerek durumu özetliyor.
Ham madde krizi ve sınır engelleri
Benzer bir mücadeleyi Cihan adlı başka bir Gazzeli kadın veriyor. Ailesinin tek geçim kapısı olan dükkanının yanarak kül olmasının ardından her şeye sıfırdan başlayan Cihan, karşılaştığı en büyük engelin sınır kapılarının kapalı olması ve ham madde tedarikindeki imkansızlıklar olduğunu belirtiyor. Buna rağmen, üretim sürecini kademeli olarak canlandırmak için yoğun çaba sarf ediyor.
Dayanışma ve hayatta kalma savaşı
Gazze genelinde yüzlerce kadın, sadece yıkılan dükkanlarını değil, aynı zamanda savaşın yok ettiği sosyal ve ekonomik dokuyu da onarıyor. Bir çadırdan diğerine yayılan bu küçük ölçekli projeler; terzilikten gıda üretimine kadar geniş bir yelpazede hayat buluyor. Uzmanlar, kadınların bu girişimlerinin sadece birer ekonomik faaliyet olmadığını, aynı zamanda kuşatma altındaki toplumun psikolojik direncini de ayakta tuttuğunu vurguluyor.
Gazzeli kadınların bu azmi, her türlü imkansızlığa rağmen yaşamın her koşulda yeniden yeşerebileceğinin en somut kanıtı olarak sığınma kamplarındaki günlük yaşamın bir parçası haline gelmiş durumda.


