İsrail işgal güçleri, Batı Şeria’nın kuzeyindeki Tubas vilayetinde geniş bir araziyi kapsayan yeni bir askeri emir yayımladı. 1292 dönümlük Filistin toprağının “askeri amaçlarla” kullanılacağı gerekçesiyle kontrol altına alınması kararı, bölgedeki toprak gaspı faaliyetlerinin yeni bir aşaması olarak değerlendiriliyor.
Askeri emir ve hedeflenen bölgeler
Tubas Yerleşim Dosyası Sorumlusu Muataz Beşarat, basına yaptığı açıklamalarda, İsrail makamlarının bölgedeki yedi farklı doğal havzayı kapsayan 1292 dönümlük arazinin kontrol altına alınmasına yönelik resmi bir askeri emir yayımladığını duyurdu.
El konulan bölgeler şu doğal havzaları kapsıyor:
- 230, 235, 237, 238, 253, 254 ve 255 numaralı havzalar.
Beşarat, bu kararın bölge halkının mülkiyet haklarını doğrudan hedef aldığını ve arazi sahiplerinin topraklarına erişimini tamamen kısıtladığını belirtti.
Bölgesel strateji: Neden Tubas ve Ürdün Vadisi?
İsrail’in Tubas vilayeti ve çevresindeki topraklar üzerindeki bu hamlesi, stratejik bir genişleme politikasının parçası olarak görülüyor. Uzmanlar, İsrail’in “askeri ve güvenlik gerekçeleri” adı altında sürekli olarak yeni arazileri ele geçirme stratejisinin, bölgedeki Filistin varlığını azaltma ve kontrol alanını genişletme amacı taşıdığına dikkat çekiyor.
Toprak gaspında “güvenlik” bahanesi
İsrail işgal yönetimi, özellikle Kuzey Ürdün Vadisi (Ağvar) ve Tubas gibi tarımsal açıdan değerli bölgelerde, Filistinlilerin yerleşim ve tarım faaliyetlerini engellemek için genellikle şu yöntemleri kullanıyor:
- Askeri bölge ilanı: Arazileri “kapalı askeri bölge” veya “eğitim alanı” ilan ederek sivil girişi engellemek.
- Doğal kaynakların kontrolü: Su kaynakları ve verimli tarım arazilerinin kontrolünü ele geçirerek bölgedeki yerel ekonomiyi çökertmek.
- Yerleşimci genişlemesi: Ele geçirilen arazilerin zaman içerisinde yasa dışı yerleşim birimlerine veya tarımsal yerleşimci çiftliklerine dönüştürülmesi.
Bu karar, Tubas ve çevresindeki Filistinlilerin yaşam alanlarını daraltan ve bölgedeki yerinden edilme baskısını artıran bir adım olarak nitelendiriliyor. Uluslararası insan hakları örgütleri, bu tür “el koyma” kararlarının uluslararası hukuka aykırı olduğunu sık sık rapor etse de, İsrail yönetimi bölgedeki genişleme faaliyetlerine devam ediyor.
