İsrail sömürgeciliği, işgal altındaki Kudüs’te Filistinlilerin varlığını hedef alan mülksüzleştirme ve yıkım politikalarını her geçen gün daha da tırmandırıyor. Kudüs Valiliği tarafından paylaşılan resmi verilere göre, İsrail işgal güçleri yılın başından bu yana Kudüs ve çevresinde Filistinlilere ait 200’den fazla ev ve ticari işletmeyi yerle bir etti veya sahiplerini kendi elleriyle yıkmaya zorladı. Güvenlik ve idari mekanizmaları birer silah olarak kullanan Tel Aviv yönetimi, “ruhsatsız yapı” bahanesinin arkasına sığınarak Doğu Kudüs’teki tarihi Filistin mahallelerini insansızlaştırmayı amaçlıyor. İnsan hakları örgütleri, Filistinlilerin imar izni alabilmesinin İsrail bürokrasisi tarafından neredeyse imkansız hale getirildiğinin altını çiziyor.
Zorunlu öz yıkım mekanizması devrede
Kudüs’ün es-Süveyh Mahallesi’nde yaşayan Avatof Mahmud el-Gul adlı Filistinli kadının yaşadığı trajedi, işgal politikalarının ekonomik boyutunu gözler önüne serdi. El-Gul, uzun yıllar çalışarak inşa ettiği aile konutunu İsrail belediyesinin dayatması üzerine kendi elleriyle yıkmak zorunda kaldı.
Kudüs Valiliği, Filistinli kadının bu yıkıcı kararı belediyenin iş makineleri tarafından kesilecek astronomik ceza bedellerini ve yıkım masraflarını ödeyemeyeceği için aldığını duyurdu. Doğu Kudüs’te sistematik olarak uygulanan bu yöntem, Filistinli aileleri hem mülklerinden mahrum bırakıyor hem de onları kendi evlerini yıkmanın psikolojik yıkımıyla baş başa bırakıyor. İmar planlarında Filistinlilere ayrılan payın kasıtlı olarak düşük tutulması, bu hukuki kıskacın zeminini oluşturuyor.
İmar izinlerinde çifte standart tescillendi
İsrail merkezli hak örgütü BİMKOM (Bimkom – Planners for Planning Rights) tarafından yayımlanan son rapor, Kudüs’teki planlama politikalarının ırksal temelli eşitsizliğini somut verilerle ortaya koydu. Rapora göre, İsrail planlama komiteleri 2025 yılı boyunca Kudüs’teki Yahudi yerleşimciler için 9 bin yeni konutun inşasına onay verdi.
Aynı dönemde, şehir nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını oluşturan Filistinliler için onaylanan konut birimi sayısı ise sadece 600’de kaldı. Toplam imar izinlerinin yalnızca yüzde 7’sinin Filistinlilere tahsis edilmiş olması, şehirdeki demografik yapıyı Yahudi nüfus lehine değiştirme çabalarını açıkça ifşa ediyor.
Beyt Hanina’da yüz binlerce şakellik ekonomik darbe
Kudüs’ün kuzeyindeki Beyt Hanina beldesinde yer alan el-Merveha bölgesine baskın düzenleyen işgal güçleri, Filistinli esnafa ait ticari konteynerleri, depoları ve hayvancılık tesislerini yerle bir etti. Yıkım sonucu ticari malları enkaz altında kalan esnaflardan Ferec Ebu Rumeyle, maruz kaldıkları baskını şu sözlerle aktardı:
“Sabah saatlerinde işgal güçlerinin bölgeyi kuşattığını gördük. İş makineleri ticari konteynerleri ve komşuma ait ağılları acımasızca parçaladı. Sadece konteynerlerin içindeki tekstil ve gıda malzemelerinin değeri 100 bin şakeli (yaklaşık 27 bin dolar) buluyordu. Toplam maddi kaybımız ise 300 mililyon şakelin üzerindedir. Bize önceden hiçbir yıkım tebligatı ulaştırılmadı, eğer resmi bir evrak görseydik hukuki olarak hakkımızı aramak için avukatlara başvururduk.”
Yıkımdan etkilenen bir diğer hak sahibi Eymen Müslümani ise arazideki tarımsal tesislerin ve depoların tamamen enkaz yığınına çevrildiğine dikkat çekti. Müslümani, “Bizlere tarımsal veya ticari kullanım için asla izin belgesi vermiyorlar. Burada yürütülen süreç açık bir tehcir politikasıdır. Kudüs ve çevresini Filistinlilerden arındırmak istiyorlar” ifadelerini kullanarak uluslararası camiaya acil müdahale çağrısında bulundu.
Oslo Anlaşması hükümleri ilhak aracına dönüştü
Yıkım operasyonunu yöneten İsrail subaylarının, mülk sahiplerine söz konusu arazilerin Oslo Anlaşması uyarınca idari ve askeri kontrolü İsrail’de olan “C Bölgesi” sınırlarında kaldığını bildirdiği öğrenildi. İşgal yönetimi, Batı Şeria’nın yüzde 60’ından fazlasını oluşturan C Bölgesi’ndeki yetkilerini, bu toprakları Kudüs belediye sınırlarına dahil ederek fiili olarak ilhak etmek amacıyla kullanıyor. Bölgedeki stratejik noktaların Filistinlilerden temizlenmesi, Kudüs etrafındaki yerleşim birimi halkalarını birleştirerek Doğu Kudüs’ün Batı Şeria ile olan coğrafi bağını tamamen koparmayı hedefleyen geniş kapsamlı planın bir parçası olarak değerlendiriliyor.
