İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, ABD ile İran arasında bölgedeki gerilimi düşürmeyi hedefleyen diplomatik tanzimlere ve Washington’dan gelen olası geri çekilme çağrılarına meydan okuyan bir açıklama yaptı. Katz, İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki varlığını korumakta kararlı olduğunu vurguladı.
Washington’a meydan okuma: Geri adım yok
İsrail’in Kanal 12 televizyonuna konuşan Savunma Bakanı Katz, ABD’nin Güney Lübnan’dan çekilme yönündeki muhtemel baskılarını görmezden geleceklerini açıkça ifade etti. Katz, “ABD’den bir talep gelse bile, İsrail ordusu Güney Lübnan’dan çekilmeyecek” ifadelerini kullanarak İsrail’in mevcut askeri pozisyonundan taviz vermeyeceğini belirtti.
Katz, bölgedeki yerinden edilmiş nüfusun geri dönmesine de kapıları kapatan bir üslup takınarak, “200 bin Lübnanlı geri dönmeyecek; ne siviller ne de savaşçılar,” dedi. İsrail Savunma Bakanı, bölgedeki altyapının yıkıldığını, evlerin harabeye döndüğünü ve İsrail ordusunun bölgedeki varlığını kalıcı hale getirmeye odaklandığını belirtti.
Askeri varlık savunması
Katz, İsrail’in “güvenlik doktrini” olarak adlandırdığı stratejiyi şu sözlerle savundu: “Güney Lübnan ve Suriye’deki güvenlik bölgesinden ayrılmayacağız. İsrail ordusu, kendi kasabalarını korumak adına düşman topraklarında bulunmalıdır.” Bu açıklamalar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Bakan Katz ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in daha önce Güney Lübnan’daki “Güvenlik Bölgesi”nin işgaline devam etme yönündeki ortak kararlılıklarıyla paralellik gösteriyor.
2 Mart’tan bu yana ağır bilanço
2 Mart 2026 tarihinde başlayan İsrail saldırıları, bölgede geniş çaplı bir yıkıma ve insani krize yol açtı. Resmi veriler, çatışmaların boyutunu gözler önüne seriyor:
- Can Kaybı: 4 bin 192 kişi hayatını kaybetti.
- Yaralılar: 12 bin 171 kişi saldırılarda yaralandı.
- Yerinden Edilme: Bir milyondan fazla insan evini terk etmek zorunda kaldı.
İsrail’in askeri kanadından gelen bu açıklamalar, uluslararası diplomatik çabaların ve ateşkes girişimlerinin sahada nasıl bir dirençle karşılaştığını da somut bir şekilde ortaya koyuyor. Bölgedeki askeri hareketliliğin devam etmesi, insani krizin daha da derinleşebileceği endişelerini artırıyor.
