Avrupa Birliği (AB) üyelerinin, Lizbon Antlaşması’nın 42.7 maddesinde yer alan “ortak savunma” bendini Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) için aktif hale getirme girişimi, Doğu Akdeniz’de diplomatik bir krizi tetikledi. Lefkoşa’da düzenlenen zirvede alınan bu karar, Fransa’nın Haziran ayında adaya asker konuşlandırmasını öngören savunma iş birliği anlaşmasıyla eş zamanlı olarak gündeme geldi.
“Garantörlük hakları yok sayılıyor”
Türk diplomatik kaynakları ve hukukçular, GKRY’nin Fransa ile yapmayı planladığı askeri anlaşmanın hukuki meşruiyetini sorguluyor. 1960 Garanti Antlaşması uyarınca Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin onayı olmadan adanın güvenliği konusunda tek taraflı bir askeri ittifaka girilemeyeceği vurgulanıyor. Emekli Büyükelçi Uluç Özülker, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kabul edilen statüye göre Rum tarafının tek başına hareket edemeyeceğini, bu tür bir konuşlandırmanın uluslararası hukuka aykırı olacağını belirtti.
“Provokatif ve kabul edilemez”
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) makamları, Fransız askerlerinin adanın güneyine yerleşme çabasını “provokatif bir adım” olarak nitelendirdi. Bu hamlenin adadaki barış ve istikrar ortamına ciddi zarar vereceği uyarısı yapılırken, GKRY’nin savunma kapasitesini artırma bahanesiyle dış güçleri bölgeye dahil etmesinin siyasi gerilimi beslediği ifade edildi.
Askeri değil psikolojik hamle
Akademisyen Hasan Ünal’a göre, Fransa ve GKRY arasındaki bu yakınlaşma askeri bir sonuçtan ziyade siyasi bir mesaj niteliği taşıyor. Ünal, bölgeye gelecek sınırlı sayıda Fransız askerinin askeri dengeleri değiştirmeyeceğini, asıl amacın Yunanistan’a satılan silahlar üzerinden kurulan ittifak görüntüsünü pekiştirmek olduğunu savundu.
AB’nin bu hamleyle Kıbrıs’ın geleceğini garantör ülkelerden ve NATO’dan bağımsız bir şekilde kurgulamaya çalıştığı belirtilirken, Türkiye’nin bölgedeki stratejik konumu ve askeri gücünün sahadaki dengeyi korumaya devam edeceği kaydedildi.
