Şubat ayı sonunda İran’a yönelik başlatılan savaşın ardından en çok sorulan sorulardan biri, “Ağır kayıplara rağmen İran rejimi neden çökmedi?” oldu. Özellikle önceki Dini Lider Ali Hamaney ve üst düzey yöneticilerin öldürüldüğü ilk saldırının, ülkeyi bir kaosa sürükleyip rejimi devirmesi bekleniyordu. Ancak ABD Başkanı Donald Trump’ı bile şaşırtan bir şekilde İran, bu ağır darbeleri atlatmayı başardı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, “Lideri ve üst düzey yöneticileri öldürürsek İranlılar sokaklara dökülür ve devlet çöker” şeklindeki pembe senaryosu, ABD yönetimi tarafından kabul görmüş gibi duruyor. Ancak bu varsayım, Orta Doğu devletlerini sadece kabile kültüründen ibaret gören oryantalist bir bakış açısının ve “lideri yok et, sistemi bitir” mantığına dayanan Amerikan filmi senaryolarının sahaya yansımamış bir illüzyonuydu. Irak, Libya ve Yemen’deki tecrübelerin İran’da da işleyeceğini düşünen Washington, ülkenin binlerce yıllık derin devlet aklını göz ardı etti.
Köklü Bürokrasi: Kişilerden Güçlü Kurumlar
İran’ı sadece “Mollalar Rejimi” olarak adlandırmak, ülkenin tarihsel ve kurumsal derinliğini anlamamak anlamına geliyor. İran, İslami dönemden çok önce, Ahameniş ve Sasani imparatorlukları döneminde dünyanın ilk gerçek merkezi idare sistemini ve bakanlık benzeri yapılarını (divan) kuran bir medeniyetin mirasçısı. Perslerin kurduğu ve Emeviler ile Abbasiler döneminde Arapça’ya da geçen “vezir”, “divan”, “defter”, “mühendis” gibi birçok bürokratik kavram, İran’ın devlet aklının ne kadar derinlere kök saldığının en büyük kanıtı.
1979 yılındaki İslam Devrimi sonrası kurulan cumhuriyet de karizmatik liderlerin ötesinde; Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi, Anayasayı Koruyucular Konseyi, Parlamento ve Devrim Muhafızları gibi birbiriyle içi içe geçmiş ve birbirini yedekleyen güçlü kurumlara dayandırıldı. Devrim Muhafızları sadece bir ordu değil; ekonomik, siyasi ve güvenlik ağlarına sahip devasa bir yapı. Bu kurumlar o kadar köklü ki, bir liderin öldürülmesi halinde yerine geçecek olan kişi 20 yıldır o gün için hazırlanan ve liyakat basamaklarını tırmanmış olan biri oluyor. Trump’ın “İran’da muhatap bulamıyoruz çünkü tüm liderleri öldürdük” şeklindeki şaşkınlığı da Yunan mitolojisindeki Hydra canavarı gibi her kesilen başın yerine yenisinin çıktığı bu bürokratik yapıyı kavrayamamasından kaynaklanıyor.
Coğrafya ve Mezhebin Kabile Kültürünü Bitirmesi
İran’daki bu sağlam bürokratik yapının ardında coğrafya ve Şiilik inancı da önemli bir rol oynuyor. Geniş dağlarla çevrili ve nehirlerle beslenen İran coğrafyası, kabilelerin göçebe hayatından ziyade yerleşik tarım ve şehir hayatını zorunlu kıldı. Tarım arazilerindeki suların adil dağıtımı için muhasebe ve mühendislik gerekti; bu da devletin merkezileşmesini ve kabile bağlarının zayıflamasını sağladı.
Şiiliğin de kabile bağlarından çok “dini merciye” (havzaya) olan sadakati öne çıkarması, İranlıların aşiret kimliği yerine şehir (İsfahanlı, Şirazlı vb.) ve ulus kimliğine bağlanmasına neden oldu. Modernleşme döneminde Şah Rıza Pehlevi’nin kabileleri zorla yerleşik hayata geçirmesi ise bu süreci hızlandırdı. Devrim Muhafızları’nın sivil kanadı olan Besic teşkilatı da bir nevi “yeni kabile” işlevi görerek toplumun her hücresine nüfuz etti.
Sonuç olarak İran rejimi, şahıslara veya anlık krizlere değil; tarihi, coğrafi ve kültürel temellere dayanan binlerce yıllık bürokratik bir zırha sahip. ABD ve İsrail’in yıkıcı saldırıları sürse de İran sisteminin ayakta kalmasının temelinde, şok dalgalarını emebilen ve her türlü olasılığa karşı yedeğini hazır tutan bu devasa “derin devlet” mekanizması yatıyor.
